Katil Kim? İnternet öldü mü öldürüldü mü?

D. Emrah Zıraman
Ölü İnternet Teorisinin kökeni 2010’lara dayanır. 4Chan adlı paylaşım/tartışma platformunda internet, bilgisayar ile ilgili siber güvenlik yazılarına kadar geniş bir yelpazede ele alındı. 2010’dan bu yana konu internetin geldiği teknolojik gelişmeye bağlı olarak zaman zaman alevlendi zaman zaman söndü.
İnternetin sermaye ile olan ilişkisinde bu teori daha çok internetin görünümleri üzerinden ama esas olarak baş aşağı biçimde tartışıldı. Ölü İnternet Teorisi henüz sonlanmamış olsa da tartışmayı materyalist bir yerden ele almak ve aynı zamanda interneti hem devrimci mücadele hem de sosyalizm için yaşatmanın yollarını ele almak bakımından önemlidir.
Ölü İnternet Teorisinin Tarihsel Seyri
Ölü İnternet Teorisi, internetin 2010 yıllarında özellikle “anonim” (gerçek kimliğin gizlenmesi) olgusunun kitleselleşmesi ile kendisini gösterdi. 2010’larda internet teknolojisi internet ve bilgisayara dair temel kullanım (bilgisayarı açma kapama, mouse, klavye kullanma vb. dışında) teknik bilgi gerektirmeyen bir seviyeye ulaştı. Bunun sonucunda kullanıcılar tarafından oluşturulan içerik (user genereted content) ile üretilmiş web siteleri (Yahoo, 4Chan, Ekşi Sözlük vb. siteler) -John Locke’un zihnin deneyimle geliştiğini ifade etmek için kullandığı tabula rasa (boş levha) gibi- içini kullanıcıların doldurduğu web siteler olarak popülerleştiler. Nihayetinde toplamda on milyonlarca (bugün yüz milyonlarca) “anonim” kullanıcıya ulaştı bu web siteleri.
Anonimlik internet tarihinin başından itibaren bilgisayar uzmanları tarafından ikinci bir kimlik olarak kullanılmıştır. Bu kimlik, yapılan eylemin, söylemin sorumluluğundan kaçmanın yolu değil tersine özellikle üretilen yeni teknolojilerin onu üretenlerin anonim kimlikleri gibi herkese açık kullanımını sağlayan bir kimlik olarak da kullanıldı. Ancak internete girmenin, içerik üretmenin özel bir teknolojik bilgi sahipliğinden sıyrılması ile anonimlik gizlenmek için kimlik oluşturmadan Jung’un “alter egosu”na benzer bir kimlik, kişilik icadının parçası haline geldi.
Zaten internet öldü mü tartışmalarının yapıldığı birinci dönem denebilecek 2010’larda tartışmanın esası, üretilen içeriklerin saçmalığından anlamsızlığına kadar geniş bir alanın anonim kimlikler tarafından yapılıyor olması yani kimsenin üretilenin sorumluluğunu almaması üzerineydi. Kışkırtıcı, gerçeğe aykırı, hiçbir amacı olmayan paylaşımların sorumluluğunu kimsenin üzerine almadığı bir pratik ortaya çıktı.
İnternet teknolojinin gelişmesi ile -Ölü İnternet Teorisinin 2. dönemi denebilecek- 2016-2017 yılları arasında tartışma iç içe geçen iki boyuta sıçradı: 1) Bot hesapların (bilgisayarlar tarafından üretilen sahte hesapların) sosyal medya platformlarını işgal etmesi, 2) İnternetin devlet ve büyük sermaye tarafından ele geçirilmesi.
Tartışmanın bot hesap boyutu, internetin bilgisayarlar tarafından hem de gerçek ad ve soyadlarla ama sadece kodlardan oluşan ama gerçekte var olmayan kimliklerle dolup taşması ve bu botların internetteki etkileşimi belirliyor olmalarıdır. Tartışmanın devlet ve büyük sermaye boyutu ise internetin kuruluş felsefesi olan “merkezi bir otorite ve denetimden azade” yapısının tam tersine dönerek internetin devletin denetimine ve büyük kapitalist sermayeye sınırsızca açılmış olmasıdır. Her iki boyut da internetin sıradan kullanıcılar için artık öldüğü tartışmasını yeniden canlandırmıştır.
Ölü İnternet Teorisinin 3. dönemi denecek günümüzde ise (2025-2026 arası) üç boyut öne çıkıyor: 1) Yapay zekada yaşanan sıçrama, 2) Bot hesapların, reklam bazlı algoritmaların sosyal medyayı istilası, 3) Arama motorlarının çöküşü.
Birinci boyut olan yapay zekâda yaşanan sıçramayla internet oksimoron bir biçimde var olmaya başladı. Yapay zekâ insanlığın tüm birikimlerini kullanarak gelişirken teknik konularda ne kadar iyiyse sosyal konularda ise tam tersine insanlara aleni biçimde yalan yanlış bilgiler üreterek “yardımcı” olmaya başladı. Öyle ki, eğer yapay zekâ gerçek bir çalışan olsaydı bu konuda az çok deneyimi olan bir kullanıcı ürettiği bilgilerin yanlışlarından ve yanılgılarından dolayı bu çalışanı öğleye kalmaz işten çıkarırdı.
2. boyutta bot hesaplar sosyal medyayı işgal etmekle kalmadı reklam odaklı algoritmaları etkileyerek ve belirleyerek insanları sürekli bir reklam bombardımanına soktu. Böylece insanlar sosyal medyanın özünden tamamen uzaklaşarak reklam ormanı arasında öyle ya da böyle sosyalleşecek içerikleri bulmaya çalışır hale geldi.
3. boyut olan son boyutta ise arama motorları Ölü İnternet Teorisi’ne şimdilik kaydı ile tüy dikti. Arama motorlarının esası, bir içeriğe en fazla değinen/sahip olan web sitelerini en kısa sürede kullanıcıyı ulaştırmaktır. Ancak arama motorunun tekeli olan Google arama sonuçlarını en çok reklam veren veya para veren sitelere doğru yönlendiren bir algoritma yapınca web site içeriklerinin gerçekliği tamamen sorgulanır hale geldi. Google algoritmayı öyle bir hale getirdi ki, özel bir sermaye grubuna bağlı olmayıp aldıkları reklamlarla akmasa da damlayan gelirlere bağımlı medyayı yıktı geçti. Türkiye’den örnek vermek gerekirse internet gazetesi Gazete Duvar kapanırken T24, Medyascope gibi basın siteleri, Evrim Ağacı, Onlar TV gibi bilim ve haber kanalları abone peşinde koşar hale geldi.
Ölen İnternet Değil Kapitalizm
Ölü İnternet Teorisi tartışmalarında sermayenin varlığı kabul edilse de tali bir konu olarak ele alınır. Bu nedenle tartışmalar internet teknolojilerinin sonuçları üzerinden yürütülür. Gerçekte ölen internet değil, tarihsel olarak çoktan ölmüş ve bugün çürümüş olan kapitalizmin zehirleyici etkisidir. Bu nedenle Horkheimer’a atfedilen “emperyalizmi konuşmadan faşizmi konuşmak mümkün değildir” cümlesi ne kadar doğruysa “kapitalizmi konuşmadan interneti konuşmak” da o kadar mümkün değildir.
O zaman şu soruyu cevaplamak gerekiyor: Kapitalizm hangi zorunlu nedenlerle interneti zombi hale getirdi?
Bu zorunlulukların en başına sermayenin göreli artı değere (botlara, algoritmalara) yaslanarak mutlak artı değeri artırmak için az emekle çok iş yapma zorunluluğu yazılmalıdır.
Marx’ın kapitalizmin özü olarak keşfettiği artı-değerin, biri diğerinden çıkan ve ona bağlı olan iki biçimi vardır: Mutlak artı-değer ve göreli artı-değer.
Kapitalizmin mutlak artı-değer üretmesinin biricik yolu proleterin emeğini satın almasıdır. Kapitalist ve proleter arasında zamana bağlı “sözleşme”ye göre kapitalist proletere hayatını bir sonraki güne kadar sürdürebileceği karşılığı ücret olarak ödeyerek (örneğin 1 günlük çalışma süresi 8 saat ise 1 saatlik) kalan (7 saatlik) emeğe artı-değer olarak el koyar. Kapitalizm bu nedenle canlı emek dolayısıyla proleter olmadan var olamaz. Robotların kapitalizmde insanın yerine geçerek üretim yapabileceğini iddia edenlere ayrıca duyurulur.
Sermayenin cansız emek bileşenlerinden üretim araçları sayesinde ortaya çıkardığı artı-değerin ikinci bir biçimi vardır: Göreli artı-değer. Göreli artı-değer, üretim araçlarını geliştirerek onu kullanan canlı emeğin üretkenliğini artırarak meydana gelir.
Örneğin el dokuma tezgâhında günde en fazla ortalama 3 metre kumaş dokunurken üretim aracı olarak geliştirilen buhar makinesi sayesinde dokuma üretimi yüzde 1000 artış ile ortalama 30 metreye ulaşır. Bir başka örnek günümüzden; 2000’li yıllarda internette bir saniyelik veri hızı (Kpbs) 127 Kbps iken bu 2025’te ise 97.610 Kbps ulaşarak yaklaşık 300 kat hızlanmıştır. Her iki teknoloji sayesinde sermaye (kapital) elde ettiği göreli artı-değeri artırmıştır.
Mutlak artı-değer başlangıçta her zaman yüksektir. Ancak Marx’ın keşfettiği “kâr oranlarının düşme eğilimi yasası”na uygun olarak eninde sonunda düşer. Göreli artı-değer de başlangıçta yüksek olur. Ancak üretilen teknolojinin standart hale gelmesi ve rakiplerin de kullanmaya başlamasıyla göreli artı-değer de zorunlu olarak düşecektir. Ancak kapitalizm bu iki artı-değere bağımlı olduğu için bunları arttırmanın yolunu her zaman aramak ve bulmak zorundadır.
Kapitalizmin bu yapısal işleyişinden dolayı internet sermayesi bir dönem zorunlu olarak ihtiyaç duyduğu ancak kâr oranlarının düşme eğilimi yasası nedeniyle artık fazla gelen canlı emeği tasfiye etmek zorundadır. 2023’ten bu yana toplamda Amazon ~60 bin, Facebook (Meta) ~30 bin, Google ( Alphabet) ~ 13 bin, Microsoft ~ 34 bin, Intel ~ 50 bin, Tesla ~15 bin kişiyi işten çıkardı. İnternet sermayesi canlı emeği işten çıkarmalarla şirketlerde geride kalan çalışanlardan elde ettiği artı-değeri arttırarak kâr oranlarının düşme eğilimini durdurmaya çalışır.
İnternet sermayesi için göreli artı-değer = teknolojik gelişimdir. Şu önemli notu da düşelim; kapitalizmde bilim, insanlık gereksindiği için değil sermayenin göreli artı-değeri üretme zorunluluğundan dolayı sürekli teknoloji üretir. Göreli artı-değer üretme zorunluluğunun göstergesini günümüzün popüler terimi inovasyona (yenilik/yenilişime) yapılan yatırımların hacmi ile görebiliriz. 2020 yılında en büyük 5 teknoloji şirketinin inovasyon yatırımı toplamda 100 milyar dolar iken 2025’te Amazon tek başına 108,2 milyar dolar, Google (Alphabet) 61 milyar dolar, Facebook (Meta) 57,37 milyar dolar harcamıştır.
Şimdi Ölü İnternet Teorisi’nin temel argümanlarından olan bot üretimi ve algoritma geliştirme için harcanan paralara bakalım. 2025 yılında bot hesaplar için dünya çapında harcanan para 3,2 ila 4,1 milyar dolar arasında; internet reklamları için harcanan para 650 ila 678 milyar dolar arasında; sadece sosyal medya reklamları için harcanan para 242 milyar dolar; arama motorları, sosyal medya algoritmaları için harcanan para işe 244,9 milyar dolardır. Bu kalemlerde harcanan paranın 1 trilyon dolara ulaşan hacmi bize interneti öldürenin ne botlar ne de algoritmalar gibi teknolojiler değil bizatihi kapitalizm olduğunu gösterir.
Sanal Dünyada Yaşanan Amansız Rekabet
İnternet sermayesinin ikinci zorunluluğu, kapitalist rekabetin hem gerçek hem de sanal dünyada giderek şiddetlenmesidir. Bunun internetteki yansıması karşımıza şöyle çıkar: Bir internet sermayesi, dünyanın her yerinde artık 24 saat var olan internette hem bu 24 saatin tamamında hem bu 24 saatin en küçük “anında” rakiplerine karşı mutlak bir galibiyet elde etmek zorundadır. Bu kazanma zorunluluğu için sermaye her şeyini ortaya koymak, her şeyi yapmak zorundadır.
Yalnız internetteki kapitalist rekabetin sınırlarını en başta belirlemek gerekir. Hem internet hem de bilgisayar sermayesi olan Google, Facebook, Twitter (bugünkü adıyla X), Apple, Microsoft, Intel gibi şirketler internet-bilgisayar pazarında her şeyi belirleyen oligopollerdir. Aralarındaki rekabet amansız olmasına amansızdır fakat başka sektörlerdeki rekabetten farklı olarak birbirlerine karşı hamleleri örneğin Metanın Threads ile Twitter’a, Google’ın Bard/AI ile OpenAI’a karşı hamleleri gibi sınırlıdır. Fakat asıl keskin rekabet bunların saçaklarında yer alan örneğin bir bilgisayar sisteminin parça yazılımları veya bilişim alanında farklı ürünleri pazara sokmaya çalışan daha küçük sermayeler arasındadır.
Önce işin parasal kısmına bakalım. Altyapıyı dışarıda bırakırsak 2026 yılının ilk 7 ayında internetin 24 saatlik ticaret (alışveriş) hacmi) yaklaşık 18,86 milyar dolar; 1 saniyelik işlem hacmi ise 218 bin dolardır. 27,50 dolar ile İsviçre şu an dünyada en yüksek 1 saatlik işçi ücreti veren kapitalist ülkedir. İsviçre’de 1 işçinin saniyelik ücreti 0,0076 senttir. Sermayenin internette sadece 1 saniyelik hacminin gerçek emeğin 1 saniyelik hacminden 28 milyon kat fazla olması interneti öldüren katilin sermaye olduğunu göstermiyor mu?
Peki sermaye “kazanmak” için neleri yapmaya hazır? Her şeyi. İnternet şirketleri, okumadan onayladığımız kullanıcı sözleşmelerine dayanarak bizleri “dinliyor”. Çoğumuz yaşamışızdır. Eşimizle dostumuzla konuştuğumuz bir konu aynı gün içinde önümüze bir reklam olarak düşer. Bunu artık sıradan bir olgu olarak yaşıyoruz. Başka bir örnek: Rusya ve ABD’nin birbirlerinin seçimlerine sanal olarak müdahale ettiğine dair kanıtlanmamış tartışmalı haberler bir yana, Facebook’un sahibi Zuckerberg 2024 yılında ABD temsilciler meclisi seçimlerinde FBI ve Beyaz Saray’ın talebiyle bazı haberlere sansür uyguladıklarını kabul etmiştir. Kapitalizm sadece ve sadece kazanmak için -aşağılık olmanın seviyesini her seferinde daha da düşürecek şekilde- elinden gelen her şeyi yapar.
Üçüncü zorunlu neden ise hem sermayenin hem de metanın dolaşım formülüne dayanır. Marx sermayenin dolaşım formülünü şöyle tanımlar: P(ara) – M(eta) – P’(ara üssü). Basitçe para ile üretimi sağlayacak meta (canlı ve cansız emek olarak) satın alınır; meta üretim sırasında mutlak ve göreli artık değer üretir; bu üretim de metaların satışında para üssü (konan paradan fazla para) olarak kendisini gerçekleştirir. Marx P’ündeki – ’ – üssün kapitalizmin sırrı olan artı-değer olduğunu keşfetmekle kalmaz sermayenin var olması için bu – ’ – üssün mutlak biçimde dolaşıma P olarak yeniden sokulması gerektiğini söyler. Böylece sermaye P-M-P’ formülünü gerçeklikte P’-M-P’’ olarak işleterek artık değerin geometrik olarak yükselmesini amaçlar. Tek amacı da budur.
Google’un (Alphabet) son 5 yıllık kârlarına bakmak bile yeterlidir. Google 2020’de 40,26; 2021’de 76,03; 2022’de 59,97; 2023’de 73,79; 2024’de 100,11 ve 2025’te 132,17 milyar dolar kâr etmiştir. Google bu kadar kârı kapitalizmin söylemi olan “çalışmakla”, “inovasyonla” veya “teknolojik deha” ile değil sermayenin artı-değer sömürüsü üreten mutlak hareketi ile elde etmiştir.
M(eta)-P(ara)-M(eta) formülü ise sermayenin temel amacı olan metanın P-M-P’ formülüne bağlı hareketi gösterir. Metanın canlı emek biçiminde emeğini satan proleter sattığı emeğin ücretini para olarak alır, bu parayı da hayatta kalması için gerekli geçim metalarını satın alarak tüketir. Metanın cansız emek (üretim aracı) biçiminde ise bir üretim aracı bir meta üretmek için satın alınır, ortaya çıkan yeni meta paraya çevrilerek üretim aracı veya onun giderleri olan yeni bir metanın alımıyla bu para harcanır.
Ölü İnternet Teorisi’nin sermayeyi göz ardı ederek odaklandıkları da tam meta üretim kısmıdır, yani “içerik” üretimidir. Ölü İnternet Teorisyenleri internetin ölümüne ağlarken “ne güzel içerik üretiyordu insanlık, artık üretmiyor” diye ağıt yakar. Bu ağıt doğru olsa da ayakları yere basmayan bir ağıttır. Ölü İnternet Teorisi’nin ağıt yakan aklın kendisi de bizzat ürettikleri insan yapımı içeriklerin büyük sermayenin zorunlu kapitalist ilişkilerine bağlı olduğunu gözden kaçırır.
Vurgunun Boyutlarına Bakar mısınız?
Sermayenin M-P-M hareketini çok basit biçimde sosyal medyanın popüler insanları olan “Influencer” (içerik geliştiricileri) üzerinden görebiliriz. Influencerlar etkileşim almak, daha çok izlenmek için bir ürün tanıtımından bir insan hikâyesine kadar herhangi bir şeyi sunmak yani meta olarak üretmek zorundadır. Çünkü sermaye Influencerlera para vermenin şartı olarak “metanın etkileşiminin yüksekliği”ni esas alır. Etkileşim ne kadar yüksekse para da o kadar artar.
Örneğin Youtube, içerik üreticisine para vermek için 2 aşamalı bir sistem kurmuştur. Birinci aşamada 500 abone, 90 günde kamuya açık 3 video, 365 günde 3000 saat izlenme ister ama teşekkür niyetine maksimum 10 dolar para verir. İkinci aşamada ise Youtube sizden 1000 abone, 365 günde 4000 saat izlenme ister ve bu durumda da size ancak 100 dolar verir. Ne kadar çok meta üretirseniz yani izlenirseniz o kadar çok para kazanırsınız. Ancak Youtube sizin 1. ve 2. aşamada olup olmadığınıza bakmaksızın videonuzun arasına istediği reklamı koyar.
2026 verisine göre Youtube’un bir günlük reklam geliri 110 milyon dolardır. Youtube’da 115 milyon kanal bulunurken, bu kanallarda 3 milyon aboneyi aşan kanal sayısı ise en fazla 20 bin kanaldır. Youtube reklam gelirlerinin yüzde 55’ini video üreticilerine yani kanallara dağıtırken yüzde 45’i kendisine kalır. Ama buradaki sayılara dikkat. Youtube reklam gelirlerinin yüzde 55’ini ağırlıklı abone sayısı 3 milyonu aşan 20 bin kanala dağıtır. Ki bu da Youtube’un elde ettiği reklam gelirinin yüzde 55’inin aslında 20 bin kanala bölündüğü, dolayısıyla bu gelirden kanal başına yüzde 0,00275 pay düştüğü anlamına gelir. Buna göre aslında Youtube reklam gelirlerinin yüzde 45’ine tek başına çöker. Birkaç Influencer’ın ya da kanalın Youtube’da yüksek gelir elde etmesi, sistemin herkes için yüksek kazanç vaat ettiği izlenimi verir, o kadar.
Ölü İnternet teorisyenlerinin “içerik sorunu” tam da burada kendisini gösterir. Influencerlar para kazanmak için içerik kalitesine bakmadan sürekli ama sürekli içerik yani meta üretmek zorunda kalırlar. Sürekli içerik üretme baskısına negatif bir yerden değil de Türkiye’den görece kaliteli üretim yapan bir Youtube kanalından örnek verebiliriz.
Onlar TV, gazeteci Şule Aydın, Murat Ağırel, Timur Soykan, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu tarafından kurulan bir Youtube kanalıdır. Bu gazeteciler Türkiye’de muhalif gazeteciliğin ceremesini çekmiş, işlerinden atılmış, cezaevi yatmış gazetecilerdir. Türkiye’de anlamlı denebilecek gazetecilik faaliyeti içindedirler.
Onlar TV’nin halihazırda 1,08 milyon abonesi var. Onlar TV bu 5 gazetecinin oluşturduğu hem kanalın üst adı hem de ürettikleri bir programın adı. Bununla birlikte Timur Soykan sabahları Karga Kahvaltısını Yapmadan, Murat Ağırel Murat Ağırel ile Dosya, Şule Aydın Şule Aydın ile Bi’ Soralım alt yayınını yapıyorlar. Onlar TV’nin 28 Temmuz’daki 1 saat 26 dakikalık yayını 251 bin görüntülenme; Timur Soykan’ın 29 Temmuz’daki 46 dakikalık yayını 46 bin görüntülenme; Murat Ağırel’in 24 Temmuz’daki 55 dakikalık yayını 246 bin görüntülenme; Şule Aydın’ın 6 Temmuz’daki 33 dakikalık yayını 76 bin görüntülenme almıştır. Hemen belirtelim görüntülenme programın tamamının izlendiği anlamına gelmez. Ancak varsayalım ki bu dört yayının toplamı 3 saat 40 dakikayı, bu yayınları da ihtimal olarak ayrı ayrı 618 bin kişinin izlediğini düşünürsek toplamda 1 milyon saat harcanmış demektir. Ki Youtube’da 1 saatlik bir görüntünün ortalama izleme süresinin en fazla 15-20 dakika, Instagram’da ise 3-8 saniye olduğu düşünülürse bu 1 milyonluk izlenme saati gerçeğin yanına bile yaklaşmaz.
Çarpıcı bir karşılaştırma ile konuyu güçlendirelim. 2026 dünya kupası finalini eş zamanlı izleyen kişi sayısı 62,8 milyondur. 90 dakika üzerinden final için harcanan süre 94,2 milyon saattir. Bu basit matematikle bile internette görece kaliteli bir yayının üretimi üretenler için muazzam bir baskı yaratırken, günümüz internetinde kaliteli denebilecek bir yayının tamamının tüketilmesinin bile gerçeklikle herhangi bir ilişkisi yoktur.
4 yılda bir olan dünya kupası finali doğal bir 94,2 milyon saatlik izlenme süresi üretirken, Onlar TV gibi sürekli yayın yapmak zorunda olan bir Youtube kanalının izlenme süresinin gerçekliği arasındaki açı farkının büyük olmasının nedeni üretici ve izleyicilerden değil sermayenin vahşi öldürücülüğünden kaynaklanır.
Kapitalist sermayenin internette yarattığı son diğer zorunluluk ise kapitalizmin insana dair her şeyi ve bizzat insanın kendisini metalaştırma zorunluluğudur. İnternetin ücretsiz olma iddiasına rağmen ücretsiz olmamasının temel nedeni kullanıcı olarak internetteki her davranışımızın ama küçük ama büyük birimlere bölünerek metalaştırılmasıdır.
Şu an dünya nüfusunun yüzde 73’ü, yaklaşık 6,12 milyar insan internete girebilmektedir. Saniyelik olarak internete bağlanan kişi sayısı 1,5 ila 2 milyar kişi arasındadır. İnternet dışında dünyadaki hiçbir metanın üretim/ tüketim olarak bu niceliğe ulaşmadığının altını çizmek gerekir. Bu bağlamda 2 milyar kişinin internete 1 saniye içinde ulaşmasına olanak sağlayan alt yapılardan e-ticarete kadar her bir kalemi muazzam kârlar içeren interneti kapitalizm ancak öldürerek var edebilirdi ve öyle yaptı.
Sonuç olarak Ölü İnternet Teorisi tartışmasını ayakları üzerine oturtmak meseleyi anlamak kadar ona bir çözüm bulmak açısından da önemlidir. Kendi kendine doğmuş, büyümüş, var olmuş ve zamanı gelince de bir nedenle ölmüş bir internet tartışması makul ve de gerçek değildir. Söz konusu olan tarihsel olarak ömrünü tüketmiş ama hâlâ yaşamaya devam eden, bu anlamda yaşayan ölü/zombi kapitalizmin enfekte ettiği zombi internettir. Bu bağlantı göz ardı edilecek olursa kapitalizm koşullarında internetin burjuvazinin ideolojik-kültürel hegemonya araçlarından biri olduğu gerçeği de ıskalanır, burjuvazinin interneti hâlâ “özgürlük ortamı” olarak yutturmak başta olmak üzere burjuvazinin pek çok zokası kolayca yutulur.
Ölü İnternet Teorisi, internetin ölümü değil kapitalizmin interneti öldürücülüğüyle ilişkilidir. Bu tarihsel ayrım fark edilirse interneti yaşatmanın yolları keşfedilebilir. Bugün internetin arka sokakları olan görece daha üretken alanlar örneğin mail için Proton mail, sosyal medya için Bluesky, video için Vimeo veya Dailymotion sitelerini gözardı etmemek, kullanmak, dahası kullanmaya hazır olmak gerekir ki; Hindistan’da sınav soruların çalınması üzerine büyük eylem yapan “Hamamböceği Gençliğinin” (*)100 metrelik alan içinde iletişime olarak sağlayan Bluetooth teknolojisi ile interneti kontrol eden devlet ve sermayeyi devre dışı bırakarak elde ettikleri zaferler dünya çapında daha da çoğalabilsin.
(*) Hamamböceği Halk Partisi (Cockroach Janta Party) Hindistan Başyargıcı Surya Kant’ın bir duruşmada aktivizm ve gazeteciliğe yönelen gençleri “hamamböceği”ne benzetmesi büyük bir tepki topladı. Hindistanlı gençler de kendilerine yapılan hamamböceği hakaretini tersine çevirip iktidardaki milliyetçi Bharatiya Janata Party’e (BJP- Hindistan Halk Partisi’ne) atıfla Cockroach Janta Party (CJP- Hamamböceği Halk Partisi’ni) kurdu.


