Yapay Zeka İşçi Sınıfının Yerini Alabilir (!)

72

Selçuk Ulu

“Tankınız ne güçlü generalim,
Siler süpürür bir ormanı,
Yüz insanı ezer geçer.
Ama bir kusurcuğu var;
İster bir sürücü.”

Bertolt Brecht

Günümüzde hızla ilerleyen teknoloji, özellikle son dönemde yapay zeka alanındaki gelişmeler, üretici güçlerin büyük ölçüde genişlemesine, üretimin yapısına ve ilişkilere derinlemesine etki etmektedir. 

Bu etki, “Yapay zeka, işçi sınıfının yerini alabilir mi?” şeklindeki tartışmalara da yol açıyor. Ancak yapay zeka, günümüzde ulaştığı seviye ile sanayi devrimiyle başlayan makineleşme, sonrasında otomasyon ve dijitalleşme iç içe ve onun bir devamı olarak karşımıza çıkıyor. 

Yapay zeka otomasyona devinim kazandıracak

Otomasyon, dar anlamda otomatik kontrolü içerirken geniş anlamda üretimin canlı emek ile çeşitli iş aletlerini bünyesinde toplayan makine arasında paylaşılmasını ifade eder. Bu paylaşımın oranı otomasyonun düzeyini belirler. 

Üretim sürecinde enerji gereksinimi bakımından düşük kapasiteli işler genellikle canlı emek tarafından, yüksek kapasiteli işler ise makineler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Ancak sadece işin nicel paylaşımı değil, bununla birlikte nitel paylaşım da devreye girmektedir. Üretim sürecinin bütünü (tasarım-tedarik-üretim) açısından yalnız enerjiye değil, beraberinde hayal gücüne ve düşünceye de ihtiyaç duyulmaktadır.

Sanayi devriminin ardından ortaya çıkan otomasyon, ilk olarak kas gücünün yerini alan mekanizmaların geliştirilmesiyle başlamıştır. Fakat sadece kas gücünü ikame etmek, insanı üretimden soyutlamamıştır. Günümüzde, nitelikli işleri otomatize etmek için milyonlarca veri yığınını süzebilecek düzeyde düşünen, hatta canlı emekten daha kusursuz ve hızlı iş-üretim yapabilen yapay zeka destekli sistemler devreye sokulmaktadır. Bu alanda atılan adımlar hizmet sektörü, iletişim-telekomünikasyon, savaş sanayii başta olmak üzere birçok alana entegre edilen ve sosyal yaşamı da etkileyen bir dizi keşif ve uygulamayı içermektedir.

Otomasyon öncesinde, üretim sürecindeki işlerin sınırları genellikle insan tarafından belirlenirdi. Ancak otomasyon ve teknoloji, canlı emeğin bazı sınırlarını aşabilen ve üretim kapasitesini devasa boyutlarda genişletebilen bir düzeye sıçramış durumdadır. Canlı emeğin tepki süresinin uzunluğu, veri işleme kapasitesinin sınırlı, iş üretme hızının düşük olması, rutin işlerde tutarlılığın sürdürülememesi ve konsantrasyon süresinin kısalığı gibi meseleleri gidermek adına çeşitli yöntemler uygulanmaktadır.

Ancak, otomasyon sistemleri hâlâ hem çok basit işlerde hem de çok karmaşık işlerde canlı emeğin yerini tamamen alabilecek durumda değil. Bu durum, özellikle genel üretim zinciri göz önünde bulundurulduğunda daha net bir şekilde anlaşılabilir. 

Her sektörde muhasebe, finansman, insan kaynakları, pazarlama, mühendislik departmanları, üretim ve depolama fonksiyonları bir zincir olarak işletilir. Bu fonksiyonlar, her tekelin kendine özgü örgütsel yapıları altında toplanır. Özellikle ofis ortamlarındaki işler, muhasebe, finansman, insan kaynakları, satış, pazarlama yönetimi ve üretim planlaması gibi konularda uzun süredir Enterprise Resources Planning (ERP)* yazılımları ile otomatize edilmeye çalışılmaktadır.

Bugün birçok alanda kullanılan otomasyon araçları, yapay zeka destekli biçimler alarak işleri kolaylaştırma konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Ancak bu, otomasyonun kimi basit ve karmaşık işlerde özellikle rutinin dışına çıkıldığı durumlarda canlı emeğin yerini tamamen alamadığı gerçeğini değiştirmez. Canlı emek ve makine işbirliğinin otomasyonun geleceğinde önemli bir rol oynamaya devam edeceği açıktır.

Üretim alanında otomasyon, çeşitli bilgisayar yazılımlarından, PLC** uygulamalarına, gömülü kontrol sistemlerine, robotlara, CNC*** tezgahlara, akıllı konveyörlere ve insansız taşıma araçlarına kadar birçok farklı araçla gerçekleştirilen çok çeşitli uygulamaları içeriyor. Dolayısıyla günümüzde yapay zeka destekli bilgisayar tabanlı uygulamalar otomasyonun öncüsü olmaya ve bu alanda daha fazla kullanılmaya doğru gidiyor.

Kapitalizmde makine artık değer üretme aracıdır

Kapitalizmde emeğin üretkenliğini artırmak amacıyla, metaların maliyetini düşürerek ve işçinin kendi yaşamı için gerekli emek süresini kısaltarak artı emek süresini uzatma işlevi, diğer üretim faktörleriyle birlikte makineler (şimdilerde yapay zeka destekli teknolojiler) kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Marx’ın tam ifadesiyle, “İşçinin iş gününün karşılığını almadan kapitaliste bıraktığı kısmının büyümesi için, emeğin üretkenliğini artıran diğer her araç gibi, makinelerin metaları ucuzlatması ve iş gününün işçinin kendisi için harcadığı kısmını kısaltması gerekir. Makine, artık değer üretiminin aracıdır.”*1 (abç)

Marx’ın işaret ettiği gibi makineleşme, sadece sanayinin belirli bir dalıyla sınırlı değildir; çünkü “Sanayinin bir alanında üretim tarzındaki köklü değişme, diğer alanlarda da benzer değişiklikleri beraberinde getirir.” Bu temel değişim, bağımsız aşamalarda gerçekleşir. Dolayısıyla tarihte, makineleşme nasıl iplik eğirmenin niteliğini farklılaştırdıysa, dokumacılık sektörü de makineleşmenin bu alandaki düzeyine ayak uydurmak zorunda kaldı. 

Bugün, yapay zeka destekli otomasyon ve teknolojik ilerlemeleri sanayinin tüm alanlarında üretim süreçlerini temelde farklılaştırdı. CNC tezgahları nasıl ki torna-tesviyecilerin, kaynakçıların, marangozların niteliğini değiştirdiyse, beyaz eşya ve otomotiv sektöründeki yapay zeka destekli teknolojik ilerlemeler elektronik eşyaların, araçların tasarımından üretimine kadar her aşamada önemli etkiler yarattı.

Yeryüzü bir fabrikaya dönüştürülüyor

Marx, birçok makinenin tek bir itici güç tarafından kontrol edildiği bir sisteme işaret etmiştir. Merkezi bir otomat tarafından iletim mekanizması aracılığıyla hareket eden organize makineler sisteminin, makineli üretimin en ileri şekli olarak tanımlamıştır. Bunu, tek bir makinenin yerine bütün bir fabrikayı dolduran ve önceki devinimleri yavaş ve ölçülü olan devasa organlarının yerine sayısız çalışma organlarının baş döndürücü hızıyla ortaya çıkan mekanik bir deve benzetmiştir.*2 

Teknolojinin ulaştığı boyut açısından bu mekanik dev birçok alanda dijital ağ bağlantılarıyla tüm yeryüzünü bir fabrikaya dönüştürmüş durumdadır. İletişim ve nakliye/lojistik sektöründeki makineleşmeye dayalı sıçramalı gelişme sayesinde tek bir malın üretiminin parçalara ayrılarak dünyanın değişik yerlerinde -tabii ki her parça için ihtiyaç duyulan emek cinsinin maliyetinin en düşük olduğu yerlerde- üretilir hale geldiği neo liberal esnek üretim organizasyonu bunu daha fazla mümkün kılmıştır. Bu üretim organizasyonuyla mekansal bir aradalık seyreltilip, daraltılarak -pandemi sürecinde test edilip ve birçok tekel tarafından kalıcılaştırılan- Home Office çalışmayla işçinin yaşam alanı, evi de üretimin bir parçası-üssü haline getirilmektedir.

Kapitalizm koşullarında teknolojik ilerlemelerin getirdiği zaman ve enerji tasarrufu imkanı, işçi sınıfı açısından esneklikte artış, belirsizlik ve işin yoğunlaşması, sermaye açısından emek gücünün maliyetlerini azaltma, bu sayede artık-değer oranını yükseltme saldırısı olarak karşımıza çıkıyor. Pandeminin bu süreci hızlandırdığı doğru, ancak sermayenin kâr odaklı büyüme hırsının/zorunluluğunun yaşamın her alanına yayılma, iş gücünü daha esnek hale getirme ve güvencesizleştirme eğilimi, sadece Covid-19’un yarattığı bir sonuç değil, aynı zamanda ve asıl olarak sermayenin yapısal gerekliliklerinden kaynaklanan bir durumdur. 

Marx’ın vurguladığı gibi makinenin nispi artık-değer üretme durumu*3 emek-gücünün değerini doğrudan düşürmekle kalmaz, aynı zamanda emek-gücünün yeniden üretimi için gerekli metaların fiyatlarını düşürerek de emek-gücünün değerini dolaylı yoldan ucuzlatır. Ayrıca, makine kullanımının ilk aşamalarında, kapitalistin işçiyi daha üstün ve etkili bir emek haline getirerek üretilen malın toplumsal değerini artırmasına olanak tanır.

Makine kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte, ürünün toplumsal değeri onun bireysel değerinin üzerine çıkartılır ve artık-değer, makinenin yerini aldığı emek-gücünden değil, makinenin başında çalışan emek-gücünden doğar. Artık-değer miktarı, artık-değer oranı ve çalıştırılan işçi sayısına bağlıdır. Makinenin üretkenliğindeki artış, artı-emek miktarını artırır, ancak bu, aynı anda çalıştırılan işçi sayısındaki azalmayla dengelenir.

Makinenin artık-değer üretmesi, içinde çelişkiler barındırır. Belli bir sermaye miktarının ürettiği artık-değerin oranı, işçi sayısını azaltma dışında artırılamaz. Makinenin yaygın kullanımıyla birlikte, bu çelişki ortaya çıkar ve kapitalisti, işçi sayısındaki azalmayı artık-emekteki bir artışla telafi etmek için iş gününü uzatmaya (yoğunlaştırmaya) yönlendirir.

Ford, Taylor, Onno isimleriyle anılan tarihsel üretim model ve ilişkilerindeki gelişmeler de göstermiştir ki sermayenin kârını maksimize etme arzusuyla, üretim ve dolaşım süreçlerinin hızlandırılarak, emek gücünün maliyetinin bastırılması esas alınıyor. Hepsinin ortak keseni daha az işçiyle daha fazla ve daha nitelikli üretimdir. 

Marx’ın vurguladığı gibi işçinin kullandığı emek araçları makineleştikçe ve makinenin üretim kapasitesi büyüdükçe insan gücü yerine doğal güçlerin (enerji) kullanılması ve bilimin bilinçli bir şekilde devreye sokulması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Sanayi öncesi manifaktürde, toplumsal emek süreci tamamen öznel ve parça-işçilerin bir araya gelmesinden oluşan bir süreçtir. Ancak makro sanayi, makineli sistemlere dayalı olarak işler, burada makine, nesnel bir üretici organizma olarak rol oynar ve işçiler, üretim süreçlerinin birer bileşeni/parçası konumundadır.*4

Paradoks

Teknolojinin/makinelerin kullanımında kapitalizmdeki toplumsal ilişki paradoksal bir hal alır. Makineler, emeğin üretkenliğini artırmak ve artık değeri büyütmek amacıyla geliştirilir. Emek üretkenliği arttıkça, gerekli emek zamanı kısalıp artık emek zamanı büyürken, daha az işçiyle daha fazla üretim gerçekleşir. Geniş işçi bölükleri üretimin dışına sürüldüğünde, meta dolaşım sürecinde malların tüketilme eşiği düşer. Dolayısıyla sermayenin canlı emeğe bağımlılıktan kurtulma isteği, nesnel açıdan bir heves olmanın ötesine geçemez. Özcesi bu durum, makinenin sömürülemez daha doğru bir ifadeyle kapitalistin elinde sömürü aracı olması gerçekliği nedeniyle işçiye/canlı emeğe bağımlılıktan kurtulunulamayacağı anlamına gelir. 

Marx’ın vurguladığı gibi “Emek sürecinde işe yaramayan bir makine faydasızdır. Bundan başka, aynı makine doğa kuvvetlerinin bozucu etkisi altına girer. Demir paslanır, tahta çürür. Dokuma veya örgü işlerinde kullanılmayan iplik, boşa gitmiş pamuk demektir. Canlı emeğin bu şeylere el atması, onları ölüm uykularından uyandırması, yalnızca olası kullanım değerleri olmaktan çıkarıp, gerçek ve etkin kullanım değerleri haline sokması gerekir. Bu şeyler, emeğin ateşiyle harekete gelir, onunla bir vücut olur, süreç içinde kendilerine düşen görevleri şevkle yerine getirmek için canlanır; gerçi, bu sırada tüketilirler; ama, bunun bir amacı vardır; geçim aracı olarak bireysel tüketim alanına veya üretim aracı olarak yeni emek süreçlerine girmeye hazır yeni kullanım değerlerinin, yeni ürünlerin yapıcı unsurları olmak üzere tüketilirler. 

O halde, mevcut ürünler, emek sürecinin sadece sonuçları değil aynı zamanda varlık koşulları olduğuna göre, bunların bu sürece sokulmaları da, geçmişteki emeklerin ürünlerini kullanım değerleri olarak koruyabilecek ve onların kendilerini gerçekleştirmelerini sağlayabilecek tek araç olan canlı emekle bir araya getirilmeleri demektir. 

Emek, kendisinin maddi unsurlarını, nesnesini ve araçlarını kullanır, bunları tüketir ve dolayısıyla bir tüketim sürecidir. Bu üretken tüketim, bireyin tüketiminden şu özellikle ayrılır: bireyin tüketimi, ürünleri, canlı bireyin geçim araçları olarak tüketir; üretken tüketim ise ürünleri emeğin, yani faaliyet halindeki emek gücünün geçim araçları olarak tüketir. Bundan dolayı, bireyin tüketiminin ürünü, tüketicinin kendisidir; oysa üretken tüketimin sonucu tüketiciden farklı bir üründür.”*5

Modern sanayinin gelişimiyle birlikte, kapitalizm altında makineler, emek sürecini teknik temel olarak yeniden şekillendirdi. Çünkü o dönemde insan yeteneğine bağımlı iş bölümü geçerliydi. Kapitalizmde iş bölümü, makinelerin yapısı, üretimin kâr odaklı devamı ve otomasyon arasındaki nesnel ilişkilerle belirlenir. Bu durum, emek sürecine dayanan yönünün teknik bir zorunluluk olduğunu gösterir. Makinelerin teknik zorunluluğu olan emek süreci, üretkenliği artırır. Ancak bu artış, kapitalistin ücret ödemeden elde ettiği artık emeği büyütür. Makineler için aynı durum geçerli değildir, çünkü makinenin değeri ürüne geçer. Bu nedenle, kapitalizmde makinenin kullanım sınırları, değeri ile ikame edeceği emek gücü arasındaki farka göre belirlenir.

Bu süreç, sermayenin gücünü artırarak işçi üzerinde ücret ve denetim tasarruflarını kontrol etmesine yardımcı olur. Sermayenin bu kontrolü, emek mücadelesini baskılama bağlamında ona kolaylık sağlar, işçi sınıfının bilincini körelterek zayıflatır. Kapitalizmde, sermaye canlı emeğe olan bağımlılıktan kurtulmayı amaçlar. Sermaye, bir yandan emekten mümkün olduğunca bağımsızlaşmaya çalışırken diğer yandan artık değer üretimini sürdürmek zorundadır. Temel çatışma burada ortaya çıkar, çünkü artık değer, emek gücü/canlı emek tarafından yaratılır ve iş bölümü, sermayenin emek mücadelesinin basıncından kurtulma ve denetim kurma çabasının önemli bir adımını oluşturur.

Emek süreçlerine teknolojinin daha fazla dahil edilmesi, bir yandan emek gücünü ucuzlatıp, işsizler ordusunu genişletirken diğer yandan işçiler üzerinde dijital kontrol gibi mekanizmaları büyütür. Emeğin niteliğinin sıradanlaştırılmasıyla sermayenin emek süreçlerini kontrol etmesini kolaylaştırarak, dolaylı olarak kâr payını artırır. Üretim sürecinde işçilerin makinelerle değiştirilmesi, işlerin parçalanmasıyla daha az nitelikli işçiye ihtiyaç duyulması ve bu parçalanmaların iş yapısını belirli bir organizasyona bağlı hale getirmesi gibi sonuçlar doğurur. Teknolojinin kullanımı, işçiler arasında vasıfsız-vasıflı rekabetini artırarak, vasıfsız işçilerin istihdamını azaltıp ve sermayenin işçiler üzerindeki denetimini artırır.

Teknoloji gerekli toplumsal emeği minimuma indirmeyi olanaklı kılar

Teknolojik gelişme, Marx’ın önce Grundrisse’n “Makineler Üzerine Fragman” bölümünde sonrasında Kapital’de döne döne işlediği gibi, toplumun maddi temelini güçlendirerek bireylerin özgürce gelişimine ve genel olarak toplumun gerekli emeğinin minimuma indirilmesine olanak tanır. Bu nedenle, teknolojinin hızlı gelişimi kapitalizm koşullarında değil fakat sosyalizmde ve nihaî olarak sınıfsız toplumda/komünizmde doğa, insan ve tüm canlıların uyum içerisinde nitelikli bir yaşam sürmesini olanaklı kılacak… 

Tabii ki bunun ön koşulu üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet düzenine son verilmesi olacaktır. Üretimin -makineleşmenin de yardımı ve hızlandırmasıyla- bütünüyle toplumsallaşmasına uygun olarak üretim araçlarının da toplumsallaştırılmasıyla sağlanacaktır. Engels’in vurguladığı gibi “Bu adım komünist programın özü-özetidir”.

Dolayısıyla kapitalizm üretici güçleri geliştirmekle kalmaz aynı zamanda daha ileri üretim ilişkilerinin maddi koşullarını da yaratır.

Dijitalleşmenin, yapay zeka destekli üretim araçlarının ve otomasyonun işçi sınıfının yapısında yarattığı ve yaratacağı değişimi, işçi sınıfı devrimcilerinin/komünistlerin bu konudaki tutumunu gelecek sayılarda işlemeye devam edeceğiz.

_ _ _

*Türkçeye Kurumsal Kaynak Planlaması (KKP) olarak çevrilen ERP, işletmelerde mal ve hizmet üretimi için gereken kaynakların (işgücü, makine, malzeme vb.) verimli bir şekilde kullanılmasını sağlayan bütünleşik yönetim sistemlerine verilen genel addır. Bu sistemler, bilgisayarın çeşitli yazılım ve donanımlarını kullanarak işlemler gerçekleştirir. KKP sistemleri, genellikle bir yazılım paketi içinde sunulan ve iki veya daha fazla yazılımı entegre eden sistemlerdir. Bu paketlere KKP yazılım paketleri denir ve maaş bordro akışlarından muhasebe işlevlerine kadar çeşitli uygulamaları içerebilir. KKP yazılımı, büyük ve geniş uygulamalar için kullanılan bir terim olup, kullanıcıların farklı yazılım arayüzleriyle uğraşmamasını sağlayarak standartlaşmayı, tek bir yazılımın kullanılmasını ve tüm verilerin genellikle tek bir veritabanında saklanmasını kolaylaştırır. Bu yazılım genellikle üretim, finans, müşteri ilişkileri yönetimi, insan kaynakları, stok yönetimi gibi bağımsız olarak çalışan uygulamaları bir araya getirir.

**Programmable Logic Controller (PLC), endüstriyel ortamlarda kullanılan bir mikro bilgisayar olup, PLC giriş cihazlarının durumunu izleyen ve çıkış cihazlarını kontrol eden özel bir programa dayalı kararlar alır. PLC’ler genellikle paketleme ve ambalaj sistemlerinde, taşıma sistemlerinde, tekstil, kimya, otomotiv endüstrisinde, çimento sanayisinde, havalandırma ve soğutma tesislerinde, gıda endüstrisi vb. alanlarda yaygın olarak kullanılmaktadır.

***CNC tezgahları metal, plastik ve ahşap gibi ham maddeleri işleyerek belirli şekiller veren üretim araçlarıdır. Bu makineler bilgisayar yardımıyla kontrol edilen ve yoğun emek gücü gerektiren işleri kolaylaştırıp, hızlandıran makinelerdir.

*1 Karl Marx, Kapital 1. Cilt, sf 357, Makinenin Gelişmesi – Yordam Yayınları

*2 “Hareketini yalnızca iletim makineleri aracılığıyla merkezi bir oto mattan alan yapılandırılmış iş makineleri sistemiyle, makineli üretim, en gelişmiş biçimini alır. Burada tek tek makinelerin yerini, gövdesi bütün fabrika binasını dolduran, azmanlaşmış parçalarının ağır ve ölçülü hare ketlerinin başlangıçta gizlediği şeytani gücünü sayısız asıl iş organlarının baş döndüren hızlı hareketleriyle açığa vuran mekanik bir dev alır.” (Kapital 1. Cilt, sf 367)

*3 “Makinenin göreli artık değer üretmesi, sadece, emek gücünün değe rini doğrudan doğruya düşürmesiyle ve emek gücünün yeniden üretimi için gerekli olan metaları ucuza mal edip emek gücünü dolaylı yoldan ucuzlatmasıyla değil, aynı zamanda, dağınık olarak ilk kez kullanıma sokulduğu yerlerde, makine sahibi tarafından kullanılan emeği, potansiyeli daha yüksek emeğe dönüştürmesiyle, elde edilen ürünün toplumsal değerini bunun bireysel değerinin üstüne çıkarmasıyla ve kapitaliste, günlük ürünün daha küçük bir bölümü ile emek gücünün günlük değerini yerine koyma olanağını kazandırmasıyla gerçekleşir. Bundan do layı, makineli üretimin bir tür tekel olarak kaldığı bu geçiş döneminde olağanüstü kârlar elde edilir ve kapitalist, iş gününü mümkün olduğu kadar uzatarak, bu “yeni aşkın ilk dönemi”nden son saniyesine kadar yararlanmaya çalışır. Kârın büyüklüğü, daha çok kâra duyulan doymak bilmez açlığı daha da artırır.” (Kapital I. Cilt, sf 389)

*4 Emek aracı, makine haline geldiğinde, insan gücünün yerine doğa güçlerinin ve deneyimlere dayalı alışkanlıkların yerine doğa bilimlerinin bilinçli şekilde kullanımının konmasını gerektiren bir maddi varoluş biçimi kazanır. Toplumsal emek sürecinin manifaktürdeki yapılanması tümüyle özneldir, parça-işçilerin bir araya getirilmelerinden ibarettir; makine sisteminde ise büyük sanayi, tamamen nesnel bir üretim organizmasına sahiptir; işçi, bunu, üretimin son biçimini almış maddi koşulu olarak karşısında hazır bulur.” (Kapital I. Cilt, sf 371)

*5 Kapital I. Cilt, sf 185-186