Piketty’in “Eşitliğin Kısa Tarihi” Üzerine

4

D. Emrah Zıraman

Türkçesi 2014 yılında basılan “21. Yüzyılda Kapital” kitabıyla Thomas  Piketty Rock star seviyesinde kapitalizmin sırrına vakıf bir seviyede büyük bir popülerlik kazandı. Piketty, bu sefer, Türkçesi 2025 yılında yayınlanan “Eşitliğin Kısa Tarihi” ile karşımızda. Piketty bu çalışmasında , sosyalizmin  ne olup olmadığına dair en ufak bir analiz ya da tartışmaya dahi girmeden, sosyalizmin sadece lafzen kullanarak öte berisi düzeltilmiş bir kapitalizm öneriyor. . 

Piketty  “Eşitliğin Kısa Tarihi”nde kapitalizmin esasını bir eleştiriye tabi tutmadan, bazı yönlerini kısmen budayarak ortaya çıkacak olan şeye sosyalizm adını verir. Bu nedenle Piketty  sosyalizm merkezli bir polemik konusu olmanın dahi gerisine düşer. Piketty için sosyalizm proletaryanın bir devrimle burjuvaziyi alaşağı ederek kuracağı toplumsal bir yapı değil de,  kapitalizmin budanmasının bir ürünüdür. Böyle bir sosyalizm uydurması ile polemiğe girişmek bile bu teoriyi fazla ciddiye almak olur. 

Diğer yandan Piketty ve benzerlerinin dikkate alma gerekliliği vardır. Çünkü  emperyalist kapitalizmin krizleri derinleştikçe sistemi içeriden düzeltme iddialarının daha fazla karşımıza çıkacağı ve de taraftar bulacak olmasıdır. Sonuçta emperyalist kapitalizm 21. Yüzyılda giderek derinleşen krizden türlü türlü yollarını arıyor. Bu yolların bazıları , örneğin Jason Brennan gibi kapitalizmin sosyalizmden ahlaken dahi üstün olduğunu iddiası ile,  emperyalist kapitalizmin önünün daha da açılması ekseninde ilerler. Kapitalist krizi aşma önerilerinin bir diğer kolu da , Piketty’de olduğu gibi, kapitalizmin düzeltilmesinin mümkünlüğü savunur. Piketty gibilerinin tehlikesi, görüşlerinden daha ziyade, en geniş kapsamı ile, sol cenah içinde alıcısının çıkabiliyor olmasıdır. Hele sosyalizm diyerek bu türden teoriler palazlanıyorsa. Bu durumda elindeki kapitalizm tokmağı ile davula vurarak sosyalizm türküsü söyleyenin kim olduğuna, hangi sınıftan olduğuna bakmak kayda değerdir. 

Piketty dünyaya baş aşağı baktığı için 18-21. yüzyıllar arasında insanlıkta ortaya çıkan her türden sıçramalı değişimi “eşitlik” ortak torbasının içine sıkıştırmıştır. Ancak bu tarihsel dönemde Piketty’in iddia ettiği gibi insanlık “genel bir eşitlik hareketi içinde” olmasının aksine burjuvazi kendi eşitliğini, işçi sınıfı, emekçiler ve ezilenler kendi eşitliklerini üretmiştir. Piketty sınıflı toplumlarda egemen sınıfın eşitliği ile egemen olmayan sınıfların eşitliğinin de eşitsiz olduğunu gözden kaçırır.  Piketty eşitlik tarihi içinde her ne kadar (incelemesinde çıkarılacak ikinci ders diyerek, age, sf. 7) isyanları yardımına çağırsa da  isyan eden ile isyan edilenin eşitliğinin aynı olduğunu sanmak gibi burjuva budalalık içindedir: “… eşitliğe doğru yürüyüşün 18. yüzyıl sonundan bu yana, bir dizi özel kurumsal aygıtın geliştirilmesine dayandığını göreceğiz…” dedikten sonra aralarında işçi sınıfının kanlı mücadelesi ile elde edilen ama özünde hepsi kapitalizm sınırları içindeki burjuva “özel kurumsal aygıtları” sayar: kanun önünde eşitlik, genel oy hakkı ve parlamenter demokrasi, ücretsiz ve zorunlu eğitim, genel sağlık sigortası, gelir, miras ve mülkiyetin artan oranda vergilendirilmesi, ortak yönetim ve sendikal haklar, basın özgürlüğü, uluslararası hukuk vb. (age,  sf. 8) 

 

Piketty’in çalışması kapitalizm sınırları içinde dahi şiddetli bir mücadele tarihi olan sosyal hakları da içeri. Ancak Piketty’in burjuva aklı öylesine dardır ki; “hak mücadelesi” yürütenlerin çoğunun meselenin en azından bir egemenlik ilişkisi olduğunu en başından beri bildiklerini bile görmezden gelir. Ancak diğer yandan bu bölümün alt konuları olan eğitim, cinsiyet eşitliği, ırk eşitliği, kimlik sorunu, dinsel özgürlüğün dahi özel mülkiyete bağlı bir durum olduğunun tespiti değil “geçtiğimiz yüzyıl” 19 yüzyıldan beri iddia edilmiş, iddia edilmekle kalınmamış kanıtlanmış, ve Piketty’in yokluğunu ileri sürdüğü en yüksek “araç” tarih sahnesini Sovyetler Birliği olarak çıkmıştır. Ancak Piketyy’in bir sosyalizm projesi sunmak isterken sosyalizme gözlerini öyle bir kapatmış ki, tarih sahnesinde olan biteni ne görmek istemiş ne de duymak. Piketty’in kapitalizmin toplumsal yanına dair düzeltmeleri de bir değerlendirmeyi hak ediyor olsa da, onun kapitalizmi düzeltme iddialarına odaklanıldı. 

Kapitalizmin kaportacılığı

Piketty’in çalışmasının özü kapitalizmin sağına soluna vurulacak bazı darbeler ile düzeltilme iddiasıdır. Piketty için önerileri balyozla duvarları yıkacak cinsten. Ancak Piketty’in öneri diye sunduğu şeyler birkaç yere vurulacak  küçük çekiş darbeleri ötesine geçmez. Çünkü Piketty’nin asıl hatası; kaportasını birkaç çekiç darbesiyle düzeltmek istediği kapitalizmin, aslında her yanı dökülen ve tabiri caizse “perte çıkmış” bir arabadan ibaret olduğunu görememesidir.

Piketty’in kapitalizmi düzeltmeye çalışırken ilk önce sınıfları buharlaştırır. Hatta bunu bizzat sınıfların varlığı ile yapar. Piketty için sınıflar verili kategorileriler olarak, aralarında zaman zaman sürtüşmeler olsa da toplumun doğal parçalarıdır. Ancak “sınıfsız bir toplum” fikiri Piketty için yeni olsa da Fransa için yeni değildir. 

Fransız düşünür ve sosyolog Durkheim sosyolojiyi akademik bir disiplin haline getiren kişidir. Toplumun incelenmesinin yönteminden, toplumsal olay-olgu kavramları ile topluma dair düşünmeye kadar pek çok katkı sağlamıştır. Durkheim organik-mekanik dayanışma; toplumsal anomi, toplumsal tip kuramları gibi  toplumlara dair kayda değer, ufuk açıcı katkılar sunsa da, toplumların sınıfsallığını onun doğal hali olarak ele almıştır. Hatta sınıfların kendisini dahi toplumun doğal iş bölümün bir parçası, sonucu olarak ele almıştır.(*)

Durkheim’in “sınıfsız, zümresiz toplum” fikri Piketty’in “Eşitliğin Kısa Tarihi” kitabında da kendisini gösterir. Elbette Piketty’de Durkheim gibi burjuvazinin, işçi sınıfının, küçük burjuvazi gibi sınıfların varlığını kabul eder. Ancak Piketty için de  Durkheim’de olduğu gibi  sınıflar “ kendiliğinden var olan ve toplumun organik parçalarıdır”. Piketty’de de sınıflar aralarında zaman zaman kavga etse “kardeş kardeş” geçinmenin bir yolunu, eşitliği, eninde sonunda bulurlar. Keza Piketty’in düzeltilmiş kapitalizm önerisi de tam da bu kardeşlik için ortaya attığı bir fikirdir. Piketty’i bu anlamda farklı kılan olsa olsa konuyu Fransa sınırları dışına çıkarıp dünya içinde tarif etmeye çalışmasıdır. 

Piketty’nin sınıfları buhar ederek sosyalizm bile denemeyecek bir sos altında kapitalizmi düzeltme önerisinin özü Marx’ın Ricardo ve Proudhon’a yönelttiği eleştirilerde ifadesini bulur. Engels’in deyişi ile Marx’ın yönelttiği eleştirinin özü “ahlakın ekonomiye uygulanması”dır. (Marx, 1976, 12) Piketty , Ricorda ve Prodhod’nun ve benzerlerinin güncel versiyonudur. Ricordo ve Proudhon’dan farklı olarak Piketty, “ahlak” gibi tek bir üst yapı kurumunun değil,  hukuktan devlete, eğitimden dine kadar üst yapının tüm tuşlarına basar. 

Piketty’in “üretim araçlarını” sahipliğini kelimenin tam anlamıyla temel üretim ilişkisi ile ilişkilendirmeyip üst yapısal  sınırlar içine sokmaya çalışır: “ Sosyal sınıf, sadece üretim ve barınma araçlarının mülkiyetine ve bu mülkiyetin kapsamına değil, aynı zamanda gelir ve diploma düzeylerine, meslek ve faaliyet sektörüne, yaş ve cinsiyete, bölgesel veya yabancı kökenlere, bazen de etnik-dinsel kimliğe bağlıdır; bunlar esnektir ve sosyo-tarihsel bağlama göre değişiklik gösterir.” ( age, 30, boldlar bana ait)  

Kapitalizmin düzeltilmesi ile sosyalist nitelikteki “cinsiyet, sosyal ve etnik-ırksal” bir eşitlik Piketty’ye göre  acilen “göstergeler ve prosedürler geliştirilmesi” ile mümkün. Bunlar da dünyadaki “mevcut deneyimlerin tarafsızca incelenmesi… evrensel hedefleri olan daha geniş bir sosyal politika bağlamına oturmak” ile yapılabilir (age, 142). 

Piketty üst yapısal sorunlara dair  “göstergeler, prosedürler geliştirilmesini” hazırlanmasını önerirken, kapitalizmi düzeltmek için birbiri ile ilişkili  şu üç  reçeteyi sunar: “artan oranlı vergi”ler, “sosyal devlet” ve “demokratik kurumlar”dan oluşur: “Sosyal devletin yükselişi, eğitim ve sağlık gibi temel mallara erişimde bir derecece kadar eşitlik sağlanması ve yüksek gelirle büyük servetler için artan oranlı bir verginin ortaya çıkışı”. (age, 34). “Eşitliğe doğru ilerlemeyi sürdürmenin en doğal yolu açıktır ki 20. yüzyıl boyunca eşitliğe, insani ilerlemeye ve refaha doğru hareketlenmeyi sağlayan kurumları, sosyal devlet ve artan oranlı vergilendirmeden başlayarak güçlendirmeli ve yaygınlaştırmalıyız.” (age, 125). 

Ancak ilginç olan şudur ki özel bir araştırma yapmaya da gerek bırakmadan bizzat Piketty’in kendisi “artan oranlı vergi”nin, “sosyal devletin”, burjuva da olsa da “demokratik kurumlar”ın varlığının 20. Yüzyılda tarihin bir dönemine ait olduğunu gösterir. Ve daha da ilginç olan Piketty eşitlik için öne sürdüğü bu üç durumun ikisinin ( artan oranlı vergi ve sosyal devletin) tarih sahnesine çıkışında (kendisi ikircikli tutum takınsa da) Sovyetler Birliği’nin varlığına bağlı olduğuna işaret eder: 

…Bolşevik devrimciler, gerçekten de güç çatışmaları ve şiddetli toplumsal mücadeleler sayesinde, Çarlık rejimi yerine tarihteki ilk “proleter devlet”i getirmeyi başardılar; bu devlet başlangıçta eğitim, sağlık ve sanayi alanlarında önemli ilerlemeler kaydederken Nazizmin yenilgiye uğratılmasına da güçlü bir katkıda bulundu. SSCB’nin ve uluslararası komünist hareketin baskısı olmasaydı Batılı mülk sahibi sınıflar sosyal sigorta ve artan oranlı vergilendirmeyi, sömürgelerini bağımsızlaşmasını ve sivil hakları kabul eder miydi? Bu hiç kesin değildir…

I.Dünya Savaşı’nın yarattığı   şok ve Bolşevik rejimin kapitalist ülkelerin elitleri üzerinde yarattığı baskı olmasaydı, artan oranlı vergilendirme bu kadar çabuk benimsenir miydi? Açık konuşmak gerekirse bu soruya cevap vermek imkansızdır. (s. 9-10, 104)

Piketty’in sosyalizm adına kapitalizm düzeltmesinin üçüncü büyük ayağı “demokratik, öz yönetimci ve ademi merkezi” kurumlardır. Piketty’e göre bu üçlü “artan oranlı vergi” ve “sosyal devletin” zorunlu sonucudur. (age, 2025, sf. 134). Ancak Piketty için kapitalizmi düzeltilerek ulaşmak istediği sosyalizm için olmazsa olmaz olarak tanımladığı kutsal üçlü  Pikettyin de üzerinde en az durduğu konulardır. Piketty için “demokratik, öz yönetimci ve ademi merkezi”i kurumlar Sovyetler Birliği’nin “merkezi, otoriter, devlet sosyalizminin karşısı” olması dışında tanımlanmaz. 

Öyle ki özel başlık attığı bu parçada bile Piketty Friot’inin “ücret sosyalizmi”ni bir sistem örneği olarak sunmanın ötesine geçemez. Ancak Piketty, Friot’inin 1945’te “kamusal fonların yayınlaştırılması” teorik önermesine karşılık Reagan-Thatcher ikilisi ile 80’lerde başlayan, ve Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile süreklilik kazanan kamu fonlarının talan edilerek sermayeye peşkeş çekilmesinin gerçekliği arasındaki farkı görmekten bile uzaktır.(**)

Piketty’i önerdiği sosyalizmin var olabilmesi için “kitlelerin hareketine” ihtiyaç duyar. Piketty 18-21. Yüzyılda Sovyetler Birliği de dahil olmak üzere kapitalist ülkelerde hakların elde edilmesini sağlayan kitle hareketlerinin önemine dikkat çeker. Bu nedenle  Piketty önerdiği sosyalizmin dahi en tepedeki kesimlerce topluma “kendiliğinden bahşedilmeyeceği”nin de farkındadır ve şöyle der: “Ortak hedeflerin tanımlanmasını ve güç dengesinin dönüştürülmesini sadece kolektif hareket ve örgütlenmelerin desteklediği güçlü toplumsal seferberlikler mümkün kılabilir”. (age, 195) Piketty’i en azından kitleler olmadan hiçbir şeyin olamayacağını anladığı için kutlayabiliriz. 

Piketty’in burjuva fikirleri, önerileri, çözümlerini Marksist ekonomi politik üzerinden hallaç pamuğu gibi atmak hiç de zor değil. Ancak önerdiği sosyalizm fikrinin dayandığı zemin o kadar yok hükmünde ki, ona özel bir sosyalizm eleştirisi yapmak onun fikirlerini sosyalizm adına fazla ciddiye almak olur. Diğer yandan Piketty’in burjuva dünyası o kadar ufku dar ki, burjuvazinin bir kısmından almak istediği zenginliğin esasının tam da servetin bir kutupta yoğunlaşmasının  kapitalist birikimin mutlak bir sonucu olduğunu olduğunu dahi anlamıyor. 

Sonuç olarak Piketty’e göre sosyalizmi sadece mülkiyetin (göre) dengeli dağılımından eğitimde fırsat eşitliğine; adalete ulaşımdan ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını hedefleyen bir “eşitlik” formudur. Piketty’in arzu ettiği sosyalizmin amacı bırakalım sınıfların ortadan kaldırılmasını hedeflemeyi, kapitalist üretim araçlarına sahip burjuvazi hâlâ üretim araçlarının sahibi olarak yerini koruyor. Piketty çalışmasına her ne kadar “Eşitliğin Kısa Tarihi” adını vermiş olsa da,  bir tarih çalışması değildir. Piketty, tarih çalışması adı altında 20. yüzyılın ortalarında yükselmiş olan orta sınıfa duyduğu özlemini dile getirir aslında. 

Piketty orta sınıfa duyduğu bu nostaljik özleminin yeniden gerçekleştirilmesi adına da, “düzeltilmiş kapitalizm” önerisi ötesine geçemez. 

(*)Marx ve Engels’in Alman İdeolojisi’nde “sınıflı toplum eşittir işbölümü” analizi düşünülünce topluma dair bir incelemedeki keskin fark kendisini gösterir. Durkheim’in sınıfsız toplum anlayışının etki çapı o kadar büyüktür ki, örneğin cumhuriyet Türkiye’sinin “ yeni toplum” inşasında Kemalizm’in Ziya Göklap’ten apardığı  “sınıfsız, zümresiz toplum” fikrinin kökenini bizzat  Durkheim’den alır.

(**)Bernard Friot’in “ücret sosyalizmi”, özet olarak emeklilik ve sağlık için oluşturulmuş sigorta fonları modelinin sosyoekonomik örgütlenmenin tamamına yayılmasını önermektedir. ( age, 135)

Kaynakça, 

Marx, Felsefenin Sefaleti, Sol Yayınları, Ankara, 1986

Piketty, Thomas, Eşitliğin Kısa Tarihi, İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2025