Geç dönem Osmanlı modernleşmesi ve Cumhuriyetin kadına bakışı

120

Eylül Gökçin

18. yüzyılın son çeyreği ve 19. yüzyılı içine alan tarihsel süreç dünyayı kökten sarsacak ekonomik ve siyasal dönüşümlerin yaşandığı, toplumların geleneksel yaşam biçimlerinin çözülmeye başladığı bir dönemeci işaret eder. Bu dönemecin taş döşeyicileri ise 1789 burjuva devrimi, 1830-1848 ihtilalleri ve 1871’de yaşanan Paris Komünü deneyimidir. 

Tüm bu deneyimler ise kişi hak ve hürriyetinin güvenceye alınması, iktidarların meşruiyet kaynağının değişmesi, anayasacılık, parlamentarizm ve basın hürriyeti gibi dönem açısından önemli büyük dönüşümlerin manivelasıdır.

Bu dönüşüm süreci aynı zamanda kadınların kitlesel olarak tarih sahnesine çıkışının da tetikleyicisi olacaktır. Tam da bu noktada 5 Ekim 1789 sabahı binlerce pazarcı, zanaatçı ve çamaşırcı kadından oluşan Parisli emekçi kadınların “ekmek fiyatlarının artmasına ve açlığa” karşı başlattığı “Versailles Yürüyüşü”nü hatırlamak gerekir. Versailles Yürüyüşü geniş kadın kitlelerinin özgürlük, eşitlik ve ekmek talebiyle yürüdüğü ilk kitlesel eylemlerdendir. 

Değişen dünya düzeni kadınların da siyasi, ekonomik ve toplumsal konumlarını sorgulamalarına neden olmuş böylece önceleri bireysel taleplerle başlayan bu sorgulama yıllar içinde örgütlü bir hal almış ve geniş kadın kitlelerini de içine alan bir harekete dönüşmüştür.

Dünyada gelişen kadın hareketinin Osmanlı’ya yansımaları

18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyılda Avrupa’nın yaşadığı bu dönüşüm Batı’ya özgü olmaktan çıkarak evrensel bir deneyim halini alacaktır. Osmanlı değişen dünyadaki bu gelişmelere kayıtsız kal(a)mayacak Tanzimat ile birlikte siyasal, sosyal, ekonomik, eğitim ve hukuk alanında Osmanlı geleneksel yapısını temelinden sarsan bir dizi yenilik gerçekleştirilecektir. Ancak unutmamak gerekir ki bu yenilikler toplumsal baskı sonucu ortaya çıkmış değildir. Temel amacı “devleti kurtarmak” olan Osmanlı modernleşmesi zaman içinde toplumun yeniden yapılanmasında da belirleyici rol oynayacaktır. Kısacası Osmanlı modernleşmesi pragmatik bir yol izleyerek “devletin bekası” için halka hukuksal ve toplumsal bazı haklar vermek şeklinde ilerleyecektir. 

Tanzimat reformlarının en önemlisi ise kadınların kısıtlı da olsa eğitim alanında yapılan reformlarla toplumsal hayata katılmaya başlamalarıdır. Bu katılım İkinci Meşrutiyet ile birlikte artarak devam edecek, böylelikle Osmanlı toplum yapısında kadının görünür olmasını sağlayacak itici bir güç olacaktır.

İkinci Meşrutiyet ile birlikte kadının konumunda büyük değişimler gözlenmiştir. Yasaklar nispeten yumuşatılmış, edebiyat ve düşünsel alanlarda kadın haklarını savunan yazılar yayımlanmaya başlamıştır. Bu durum ise kadınların toplumsal ve ekonomik yapıya katılmak için taleplerde bulunmasını, kadın derneklerinin kurulmasını ve dergilerin yayın hayatına atılmasını sağlamıştır.

 İkinci Meşrutiyetin kısıtlı da olsa kadınlara sağladığı özgürlükçü ortama basının ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin faaliyetlerinin etkisi olmuştur. Meşrutiyetin “fikir babası” olan Jön Türkler İkinci Meşrutiyetin ilanını sağlayan İttihat ve Terakki’nin de yönetici kadrolarını oluşturmuştur. İttihat ve Terakki yönetimi bu dönemde kadın sorununu ekonomik ve kültürel kalkınmanın temel ayağı olarak kabul etmiş ve kadınların eğitim, siyasal ve toplumsal hayata dahil edilmesi için bir dizi politika geliştirmiştir. Bu politikaların tek ve biricik amacı ise aslen kadının özgürleşmesi değil toplumsal hayata katılan, modern görünümlü ama aynı zamanda evde de müşfik bir eş, iyi bir anne olacak “Türk kadını”nı yaratmaktır. Kısacası ideolojisini Türk milliyetçiliğine dayandıran İttihat Terakki yaratmak istediği aile tipine ulaşmak için kadının konumunu yeniden tanımlamıştır. Bu durum ise aile ve nüfus politikaları için kadının araçsallaştırılması amacını taşımaktadır. İttihatçı kadroların izlediği bu politikalar devletin topluma nüfuz etme biçimlerinin en bilindik yöntemlerindendir

İkinci Meşrutiyet; Osmanlı kadınları tarafından da özgürlüğün ilanı olarak kabul edilmiştir. Sağlanan bu görece özgürlük ortamında kadınlar dernekler kurarak, dergiler çıkararak ve konferanslar vererek toplumsal hayatta aktifleşmenin ilk adımlarını atmış ve bu vasıtalarla hemcinslerini bilinçlendirmeyi amaçlamışlardır.

Kadınların toplumda nasıl bir rol üstleneceğini gündemine alan İttihatçı kadrolarda bu dönemde partili kadınların yer alacağı “İttihat ve Terakki Kadınlar Şubesi”, “Osmanlı Kadınları Terakkiperver Cemiyeti” ve “Teali Vatan Osmanlı Hanımlar Cemiyeti” gibi dernekler kurulmuştur. Bu derneklerde yer alan kadınların genellikle varlıklı bürokrat, asker ve eşraf kesimlerden ailelere mensup olan, kadınlar olması dikkat çekicidir.

Elbette bu dönemde çok farklı kadın dernekleri de kurulmuştur. Üstelik bu dernekler İttihat Terakki’nin kendi ihtiyaçları doğrultusunda dizayn etmeye çalıştığı kadının toplum içindeki konumundan çok daha gelişkin bir kadın mücadelesinin örgütleyicisidirler. Örneğin Ulviye Mevlan’ın kuruculuğunu üstlendiği “Osmanlı Müdaafa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti” toplumsal ve ekonomik hayatın gelişmesiyle kadının sahip olduğu statü arasında ilişki kurmuş, kadının en büyük sorunlarından birinin üretici değil tüketici olması saptamasını yaparak, kadınların bilinçlendirilerek üretici konuma getirilmesine vurgu yapmıştır. Cemiyetin yayın organı “Kadınlar Dünyası” dergisi ise sayfalarında sadece Türk-Müslüman kadınlara değil çeşitli milletten kadınlara da yer açmıştır. 

Yine bu dönemde kurulan “Beyoğlu Rum Cemiyet-i Hayriye-i Nisvaniyesi”, “Çerkez Kadınları Tevaün Cemiyeti”, “Kürt Kadınları Teali Cemiyeti” dönemin çok kimlikli kadın mücadelesini vermesi bakımından önemlidir.

Bu dernekler ve dergilerin talepler konusundaki önceliklerine baktığımızda eğitim ve çalışma hakkı, eşit miras hakkı, oy hakkı istemi, düşünce, fikir ve toplumsal alanda erkeklerden bağımsızlık gibi taleplerin ön planda olduğu görülmektedir. Bu talepler için verilen mücadelenin Osmanlı’da kadınların konumunun güçlenmesinde çok büyük etkisi olduğu açıktır. Ancak Meşrutiyet döneminde yaratılan bu mücadele pratiği; kentli, eğitimli, üst-orta sınıftan kadınlarla sınırlı kalmış, dönem itibariyle sayıları 70-75 binin üzerinde olan kadın işçilere ulaşamamış, özellikle kadın işçilerin hak arayışlarına eklemlenememiştir.,

Cumhuriyet ve kadın

Cumhuriyet dönemi -resmi tarih yazımı aksini iddia etse de- 1923-1937 yılları arasında gerçekleştirilen yenilikler Geç dönem Osmanlı modernleşmesinin bir uzantısıdır. Kısacası Meşrutiyet dönemi Cumhuriyetin temellerinin atıldığı ancak ulusal ve sınıfsal nüvelerinin değiştiği bir dönemi işaret eder. 

1918 yılı itibariyle Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı bitmiş ardından gelen süreçte ise Anadolu’da  ana gövdesini 1915 soykırımının mimarı olan İttihatçı asker kadrolarının oluşturduğu yeni bir siyasi oluşum ortaya çıkmıştır. Bu oluşum ittihatçılığın ulus devlete uyarlanmış biçimi olacaktır. Yeni durum tüm Osmanlı halkları için zorlu ve baskıcı bir süreçtir ama bu süreci en keskin olarak Müslüman ve Türk olmayan kesimler yaşayacaktır.

Hayganuş Mark’ın “Hay Gin” dergisi toplumun Müslüman ve Türk olmayan kesimleri için havanın giderek ağırlaştığı böylesi bir dönemde yayın hayatına başlamıştır. Derginin amacı soykırımdan kurtulmuş ve dünyanın dört bir yanına savrulmuş Ermeni halkı ve Ermeni kadınların sorunlarına çözüm bulmaktır. 1920’de “Hay Gin”de yayımlanan Kohar Mazlumyan imzalı “Türk Kadınları Savaş Yılları Boyunca Ne Yaptı?”1 başlıklı yazı dönemin konjonktürünü yansıtması bakımından hayli dikkat çekicidir.

Aynı yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı ülkesinde yaşayan kadınlar da Bolşevik Devrimi’nin kadınlara sağladığı hakları yakından takip etmektedirler. Bu bağlamda yine 1920’de Türkiye Komünist Fırkası üyesi kadınlar ilk kez uluslararası düzeyde düzenlenen Doğu Halkları Kurultayı’na katılmış ve kurultayda konuşmacı olarak yer almışlardır.

1923 yılı haziran ayında ise oldukça sarsıcı bir olaya tanıklık edecek Kadınlar Halk Fırkası adıyla ilk kez bir kadın partisi kurulması için adım atılacaktır. Üstelik Kadınlar Halk Fırkası’nın kuruluş kararı alındığında daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası adını alacak “Halk Fırkası”nın dahi kurulmamış olması dikkate değerdir. Kadınlar Halk Fırkası’nın siyasi hedefleri arasında kadınlara seçme ve seçilme hakkının kazanılması da vardır. KHF’nin kuruluş dilekçesine yanıt ancak sekiz ay sonra gelecek ve valilik 1909 tarihli seçim kanunu bahane ederek “kadınların siyasi temsilinin mümkün olmadığını” söyleyerek partinin kurulmasını reddedecektir. 

KHF’li kadınlar yılmayacak, 7 Şubat 1924’te “Türk Kadın Birliği” adında dernek kuracaklar ancak dernek tüzüğünde kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi talebi yer al(a)mayacaktır.

1924 yılı Türkiye halkları açısından önemli gelişmelere sahne olacak. Yeni kurulmuş olan Cumhuriyet toplumsal hayatın sekülerleşmesi için adımlar atacaktır. Bu doğrultuda Hilafet kaldırılacak, Şer’iye ve Evkaf Vekaleti kapatılacak, laik eğitimin temeli olarak gösterilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkarılacaktır. Yine 1924 yılının Eylül ayında oluşturulan bir komisyon Türk Medeni Kanunu üzerinde çalışmalarına başlayacaktır. 

Türk Kadın Birliği üyesi kadınların da içinde bulunduğu bir grup kadın talep etmelerine rağmen aileyi ve toplumsal hayatı şekillendirecek olan bu komisyonun çalışmalarına katılmaları engellenecektir.

1925 yılının şubat ayında ise çok sarsıcı bir gelişme yaşanacak Türk Kadınlar Birliği kadınların oy hakkı istemini tekrar gündeme taşıyarak Nezihe Muhittin’i ve Halide Edip’i mebusluk için aday gösterecektir. -Halide Edip böyle bir talebi olmadığını söyleyerek mebus olmak istemediğini belirtecek.- Fakat gelecekte kadınlara seçme ve seçilme hakkını vermekle övünecek olan cumhuriyetin kurucu kadrosu Nezihe Muhittin’in adaylığını reddedecektir.2

17 Şubat 1926’da kanunu hazırlayan komisyonun hiçbir aşamasına kadınları dahil etmeden, Medeni Kanun TBMM’de kabul edilecektir. Medeni Kanun’la çok eşlilik, talak (erkeğin tek taraflı boşanma hakkı) kaldırılacak, kadına da boşanma hakkı tanınacaktır. Ancak bu yenilikleri getiren Medeni Kanun’da evin reisinin “koca” olduğunu, kadının çalışmasının “evin reisi” olan ”koca”nın iznine tabi kılındığını vurgulayan kadınlara mesaj niteliği taşıyan maddeler yer almıştır. Kısacası Cumhuriyetin kurucu kadroları “ailenin reisi erkektir”, “kadın kocasının muavini (yardımcısı)dir” diyerek kadına toplumdaki yerini göstermiş ve kadını, yaratmak istediği “modern” toplumun ikincil öğesi olarak konumlandırmıştır.

1926 Medeni Kanun’un kabulünden 1934 yılına kadar gelen süreçte kadın hareketinin oluşturduğu güç ve baskıyla Kemalist rejim 1930’lara kadar reddettiği, bu uğurda kadınların önüne setler çektiği seçme ve seçilme hakkını tanımak zorunda kalacaktır. Kadınlar 1930’da belediye seçimlerine katılma, 1934’te ise milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazanmıştır.

Sonuç olarak Kemalist tarih yazımı inkar etse de Cumhuriyet kadınların uzun yıllar süren mücadeleleri sonucu tırpanlayarak da olsa kadınların toplumsal, siyasal ve ekonomik taleplerini kabul etmek zorunda kalmıştır. 

Ancak Cumhuriyet kurulduğu günden bu yana devletin basın, yayın, eğitim vb aygıtlarını kullanarak kadın kazanımlarını Kemalizmin hanesine yazmak için büyük çaba harcamış ve bunu kısmen de olsa başarabilmiştir.

(*)Osman Tiftikçi, Türkiye’de Kadınların Seçim Hakkı Mücadelesi Hakk-ı İntihap 1908-1935, sf 54-55

(*)Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap, Nezihe Muhiddin, Kadınlar Halk Fırkası, Kadın Birliği, s. 157