Şantiyelerde Kürt İnşaat İşçileri

Yunus Özgür
Mahalle aralarında 5-10 katlı inşaatların önünden geçerken insanın içine işleyen Kürtçe ezgiler duymuşsunuzdur. Bu Kürt ezgileri, şantiyelerde çok ağır koşullarda çalışmakta olan Kürt inşaat işçilerinin sesleridir; özlemlerinin, acılarının ve umutlarının dile getirildiği akıp giden yanık hasret ezgileridir. İnşaat sektörünün giderek bir ağ gibi her yana yayılması nedeniyle, önünden geçerken biz duymasak da bu ezgilerin artık neredeyse her mega şantiyede yankılanmasını da beraberinde getirdi.
İnşaat işçisi denilince genel olarak akla ilk gelen Kürt ve Karadeniz kökenli inşaat işçileri olur. Şantiyelerde çalışan inşaat işçilerinin büyük çoğunluğu Karadeniz ve Kürt illerinden gelen işçilerden oluşmaktadır. Fakat Kürt inşaat işçilerinin şantiyelerdeki yoğunluğu neredeyse yüzde 70-80 oranlarındadır. Onlar, sayısal olarak Türkiye’deki inşaat sektöründe oldukça baskın bir konuma sahiptir.
Geçmişten günümüze inşaat sektöründeki Kürt inşaat işçilerinin nicelik olarak baskın olmasının temel nedenlerini, Kürt illerinde iş bulma olanağının olmaması, bölgede tarım ve hayvancılığın bilinçli bir politika ile giderek çökertilmesini başlara yazabiliriz. Bir diğeri de, özellikle 1990’lı yıllarda bir devlet politikası olarak zorunlu göçe zorlanan yoksul Kürt köylülerinin büyük şehirlere göç ettirilmesi oluşturmaktadır. Zorunlu göç nedeniyle Batı’da birçok büyük şehre göç etmenin yanında topraklarından kopmak istemeyen birçok yoksul Kürt aile ise yine kendi topraklarında bulunan şehirlerdeki akraba ve hısımlarının yanına yerleşmekte buldu çareyi. Ve geçinebilmek için gurbet yollarına düştü Kürt emekçilerinin yolu.
Kürt illerindeki iş bulma olanağının zayıflığı, neredeyse tek geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılığın giderek yok olması, köyleri, evleri, tarlaları, hayvanları talan edilen Kürt emekçilerinin geçinebilmek için zorunlu olarak seçtikleri çalışma alanlarıdır inşaatlar. Kürt olmalarından kaynaklı fabrikalarda düzenli bir iş bulabilme olanaklarının zayıflığı da göz önünde bulundurulduğunda Kürde kazma kürek sallamak düştü.
Büyük şehirlerde bulunan şantiyelerdeki iş olanağı Kürt gençleri için ailelerini geçindirebilmenin neredeyse tek çaresi haline geldi. Özellikle Diyarbakır, Van, Hakkari, Ağrı, Urfa, Mardin, Şırnak, Siirt gibi Kürt illerinden uzun gurbetçi yolları uzandı büyük şehirlere.
Babalarının, amcalarının, dayılarının dönem dönem büyükşehirlere giderek şantiyelerde çalışmalarından aldıkları cesaret ve çaresizliğin basıncıyla adım atmaya başladı Kürt gençleri büyük kentlerdeki şantiyelere. Kısa sürede elektrikçilik, kalıpçılık, demircilik mesleği edinen bu gençler zaman içerisinde akrabalarını ve köylülerini de gurbete, şantiyelere götürmeye başladılar. Kürt gençleri, akrabası, köylüsü ve tanıdık memleketlisiyle 10-30-50 kişilik topluluklarla zaman içerisinde gurbete, büyük şehirlerdeki şantiyelere akın ettiler. Artık birçok yoksul Kürt ailesi için temel geçim kaynağı haline gelmişti büyük şehirlerdeki şantiyeler. Gruplar halinde büyükşehirlere çalışmaya gelen Kürt gençleri artık hiçbir yasanın, kuralın, olmadığı şantiyelerdeydiler.
Onlar daha şantiyeye adımlarını dahi atmadan sömürü çarkının içine dalarlar. Eli biraz daha iş tutan, ikna kabiliyeti güçlü, çevresi geniş olan ve şantiyelerdeki çalışma yaşamı diğerlerine göre daha eski olan ekip başlarının hâkimiyeti altındaki sömürü çarkıdır bu. Akraba ve köylülerine şantiyelerde iş bulan kişiler olarak tanınırlar. Kürt inşaat işçileri bu kişilere kendi içlerinde ekip başı derler. Kendilerine iş bulan, alacakları ücreti ve çalışma koşullarını taşeronlarla konuşup belirleyenler ekip başlarıdır.
İlk dönemler ekip başları iş bulan, işi kolaylaştıran ve işçiyi şantiyede kısmi de olsa koruyup kollayan pozisyondadır. Bu durum gurbete çıkan inşaat işçileri için de avantajlı bir konum sağlamaktadır. Toplu olarak bulunmanın verdiği güven, birlikte hareket edebilmeleri, kendi içlerindeki dayanışma olanaklarının artması, iş arama sorununun olmaması ve bir bütün olarak şantiyede çıkan sorunlara karşı ortak ses yükseltme ve sorunu çözme gücünün olması bu şantiye cangılında avantaj demektir. Fakat işlerin her geçen gün farklılaşması beraberinde bu ekip başlarının sektördeki konumlarını da belirlemeye başladı. Birçok ekip başı zaman içerisinde bu konumunu taşeronluğa geçişin basamağı olarak kullanırken birçok ekip başı da getirdiği işçi başına avantadan para alarak işçi simsarlığına soyundu.
Kuşkusuz, günümüzde hâlâ ekip olarak hareket etmenin avantajlarını kullanan ve işçi arkadaşları üzerinden simsarlık yapmayan dürüst ekip başları da mevcut. Fakat, şantiyelerde hakim konumda olan hiyerarşi, işçi simsarlığı konumunda bulunan ekip başlarının düzenidir. Bu koşullar altında şantiyelere adım atar Kürt inşaat işçileri. Kalabalık nüfuslarını geçindirebilme zorunluluğunun yarattığı basınç, gurbette olma psikolojisiyle ekmek kapısı olarak gördüğü işine sıkı sıkıya sarılır. Düzenli iş olmamasına, iş bulma sorunu yaşamamasına ve ortalama 7-8 ayda bir iş değiştirmesine rağmen Kürt inşaat işçisinde -şaşırtıcı da olsa- işten atılma korkusu bulunmaktadır. Bu korkunun nedeni, 5-6 gün de olsa iş bulamamak, memleketine dönmek ve iş bulduğunda dönüş yol giderleri ve kendi deyimleriyle bu döngüde çektikleri rezilliktir.
Çalışma koşullarının ağırlığı, yemeklerin insana yakışır kalitede olmaması, tahtakurulu tıkış tıkış yatakhaneler rahatsızlık verse de görmezden gelinir. Yeter ki ay sonu 5-10 gün gecikmeyle de olsa maaşlar alınıp ailelere gönderilebilsin.
Yoksulluğun yarattığı çaresizlikle her türlü ağır çalışma koşullarına, işçi simsarlarına, hak gasplarına ve gurbette olma koşullarına karşı sessiz sedasız çalışır Kürt inşaat işçileri.
Şantiyelerdeki işçilerin neredeyse yüzde 90’ı Kürt illerinden gelen gurbetçi işçilerden oluşmaktadır. Kürt inşaat işçilerinin yaş ortalaması geçmiş yıllara oranla gençleşmiştir. Üniversite eğitimi alan, aynı zamanda yaz aylarında şantiyelerde çalışan inşaat işçilerinin sayısındaki artış son yıllarda gözle görülebilecek kadar belirgindir. Eski ekip başları, yani işçi simsarlığı sistemi şantiyelerde ve Kürt inşaat işçileri üzerinde hakim sistem olmasına rağmen giderek zayıflıyor. Genç Kürt inşaat işçileri akrabalık, köylülük, hısımlık ve feodal kalıntıların yarattığı işçi simsarlığı sistemine de karşı çıkarak bağımsız çalışma koşullarını seçiyor.
Kürt inşaat işçilerinin mayasında, ulusal mücadele kültürünün yıllar içinde yarattığı baş eğmeme geleneği bulunmaktadır. Bu gelenek en genç Kürt inşaat işçisinde dahi etkisini gösterir. Yoksulluk, çaresizlik, kölece çalışma koşulları, simsarların ve taşeronların baskı ve sömürüsü, tahtakurulu yatakhaneler, insana layık olmayan yemekler… Tüm bu koşullara katlanmak bir yere kadardır. Bazen hiç beklenmedik bir anda tüm bu sömürü çarkına çomak sokar Kürt inşaat işçileri. Yemekten çıkan kurt, bayat bir ekmek, suların kesilmesi, öğlen paydosunun yemek kuyruğunda geçmesi bardağı taşıran son damla olur. Şantiyelerdeki kölece çalışma/kölece yaşama koşullarına karşı Kürt inşaat işçileridir en ön saflarda mücadele eden, yeter ki o eşik aşılsın…
Kuşkusuz hiçbir şey olduğu gibi durmuyor; ulusal mücadelenin yarattığı kültürle yoğrulan ve buna bir de şantiyelerde verilen sendikal mücadelenin varlığı eklendiğinde Kürt inşaat işçilerinin bundan 10-15 yıl öncesine kadar gösterdikleri refleksler de değişim gösteriyor. Bundan 15 yıl öncesinde Kürt inşaat işçileri özellikle ücret gaspları karşısında ya boyunlarını büküp işten ayrılıp yeni bir işe girmeyi ya da yaptığı işi kırıp dökerek öfkesini boşaltıp memleketine eli boş bir şekilde dönerdi. Yemek, yatakhaneler, mesailerin gaspı, ihbar ve kıdem tazminatların gaspı, ulusal ve dini bayram tatillerinin gaspı, dinlenme molaları ve uzun çalışma saatleri gibi haklarından ise haberdar değillerdi. Bunların daha çok fabrikalarda çalışan işçilerin hakları olduğunu sanırlardı. Fakat, sendikal mücadelenin özellikle şantiyelerde yoğunlaştığı 15 yıllık süreç ele alındığında Kürt inşaat işçileri artık yaşanan hak gaspları karşısında yaşadıkları ve çevrelerinde yaşayan arkadaşlarından öğrendikleri, deneyimledikleri mücadele ekseninde hareket etmeye daha fazla yatkınlık gösteriyorlar. Ücret gaspı karşısında çaresizce boyun bükmek yerine sektörde mücadele yürüten sendikalarına başvuruyorlar. Sendikalara başvurmayan/ulaşamayan Kürt inşaat işçileri bile şantiyelerde sendikal mücadelenin bir gelenek haline getirdiği iş durdurma eylemine geçerek artık haklarını arıyorlar.
Kayıtlı 2.5 milyon inşaat işçisinin bütününe tekabül eden birleşik bir mücadele hattını henüz yaratamadık. Fakat sektörün dezavantajlarının da yarattığı handikaplar gözönüne alındığında özellikle 15 yıllık süreç inşaat işçilerinin bütününde kendilerinin de fabrika işçisi gibi işçi oldukları ve haklarının olduğunu anlamaları ve bugün açısından cılız da olsa haklarının gasp edilmesine karşı hem eylemsel hem de bilinçsel anlamda gelişme gösterdikleri yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.


