Gençlik Örgütlenmesi: Kolektif İrade, Yaratıcı Araçlar ve Sınıf Mücadelesi

Selçuk Ulu
Tarih, gençliğin toplumsal dönüşümlerde üstlendiği öncü rolün sayısız örneğiyle doludur. Her kuşakta düzenin çürümüşlüğüne ilk başkaldıran, statükonun sınırlarını zorlayan ve geleceğin hayalini bugünün mücadelelerinde yoğuran hep gençlik olmuştur. 1968 Fransa’sında öğrenci barikatlarıyla işçi grevlerinin birleşmesi kapitalist metropolleri sarsan bir devrimci dalganın fitilini ateşlemiştir. 1970’ler Türkiye’sinde gençlik, faşist teröre karşı yalnızca sokakta değil aynı zamanda fabrikalarda, üniversitelerde ve gecekondu mahallelerinde örgütlü direnişin taşıyıcısı olmuştur. 2013 Gezi İsyanı’nda yaratıcı öfkesini mizah ve dayanışmayla harmanlayan gençlik yalnızca AKP iktidarına değil neoliberal düzenin ruhsuzluğuna da meydan okudu. Kobanê direnişinde enternasyonalist bir bilinçle cepheye koşan genç kadınlar ve erkekler emperyalist barbarlığa karşı halkların ortak geleceği için savaştı. Ve nihayet 19 Mart isyanı gençliğin CHP gibi düzen içi muhalefetin eylemsizliğini aşarak, polis barikatlarını yıkarak, sokakta kendi sözünü kurarak yeniden mücadele sahnesine çıktığı bir eşik oldu. Bu süreç sokağın fiili meşruiyetini ve gençliğin buzkıran rolünü bir kez daha ortaya koydu.
Tüm bu örnekler, gençliğin örgütlü ve politik bir özneye dönüştüğünde yalnızca tarih yazmadığını aynı zamanda onu dönüştürdüğünü gösteriyor. Ancak bugün gençlik, kapitalizmin yapısal dönüşüm geçirdiği, neoliberalizmin dijitalleşme ve güvencesizlikle tahkim edildiği yeni bir tarihsel momentte yaşıyor.
Üniversiteler bilgi üretim merkezleri değil piyasa için “insan kaynağı” yetiştiren şirket uzantılarına dönüştürülmüş durumda. Eğitim metalaşmanın laboratuvarına çevrilmiş, mezuniyet sonrası ise genç işçi taşeron sisteminin kuralsızlığında ve sendikasızlığında kaybolmaktadır. Tüm bu süreçlerde bireycilik, rekabet ve apolitizm gençliği yalnızlaştırırken toplumsal hayata dair söz söyleme hakkını sistematik olarak elinden almaktadır.
Homojen Olmayan Gençlikte Sınıfsal Konum Mücadelenin Anahtarıdır
Gençlik, toplumsal olarak tekil ve homojen bir kategori değildir. Her ne kadar “gençlik” kavramı medya ve siyaset alanında kültürel kodlarla tanımlanan apolitik bir kuşak olarak sunulsa da gençliğin farklı kesimleri üretim ilişkilerindeki yerlerine, sınıfsal konumlarına ve yaşadıkları bölgesel-kültürel çelişkilere göre farklılaşır. Sermaye düzeni, bir yanda MESEM çarklarında sömürülen liselileri, diğer yanda üniversite sıralarında güvencesizliğe hazırlanan öğrencileri, bir başka yanda ise motokurye ya da çağrı merkezi işçisi olarak çalışan gençleri tekil bir “genç birey” kimliğiyle görünmezleştirmeye çalışır.
Oysa gerçeklik çok daha net ve sınıfsaldır. Gençliğin büyük kısmı ya doğrudan işçi sınıfının bir parçasıdır ya da işsizliği, borçluluğu ve geleceksizliğiyle onun yedeği konumuna itilmiştir. Özellikle Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) uygulamaları sermaye sınıfı için yasal kılıfa büründürülmüş bir çocuk işçiliği sistemidir. Eğitim patronlar için “istihdam havuzuna” çevrilmiş, lise çağındaki yüz binlerce genç sigortasız, düşük ücretli ve iş cinayetlerine açık biçimde üretim sürecine dahil edilmiştir. Bu durum gençliğin yalnızca eğitiminin değil emeğinin de metalaştığını ve bunun işçi sınıfının yeniden üretim süreçleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu tarihsel dönüşüm gençlik hareketinin doğasını da değiştirmiştir. Gençler artık yalnızca “gelecekte işçi olacak” kuşaklar değil bugünün güvencesiz, esnek ve örgütsüz işçileri haline gelmiştir. Üniversite öğrencileri okurken aynı anda motokuryelik, garsonluk, çağrı merkezi gibi alanlarda çalışmaktalar. Öğrencilik ile işçilik arasındaki sınırlar silinmiş gençlik fiilen işçileşmiştir.
Bu somut sınıfsal dönüşüm 19 Mart İsyanı’nda ifadesini buldu. Gençler yalnızca polis barikatlarını değil aynı zamanda düzen muhalefetinin sınırlarını da zorladılar. Üstelik bu isyanda işçilerle bağ kurma yönündeki eğilim, örgütlü devrimci yapılardan çok örgütsüz genç kitlelerin içinden yükseldi. Bu, gençliğin artık yalnızca gelecek için değil bugün için mücadele ettiğinin, geleceksizlik sorununu aşarak doğrudan bugünle yüzleştiğinin ifadesidir.
Bu nedenle gençlik mücadelesi kampüs ya da mahalle sınırlarında kapalı bir öfke birikimi olarak değil geniş bir sınıfsal seferberlik sürecinin dinamik parçası olarak ele alınmalıdır. Gençlik artık yalnızca öğrenci değil genç işçi, genç göçmen, genç kadın, genç Kürt, genç Alevi, genç LGBTİ+’dır. Ve bu farklı kimliklerin toplamı, kapitalizmin çok yönlü sömürü biçimlerine karşı birleşik bir sınıf hattı kurma ihtiyacını dayatmaktadır.
Bu koşullarda devrimci bir gençlik örgütlenmesi yalnızca geçmişin araçlarına yaslanarak değil yeni dönemin ihtiyaçlarını kavrayan yaratıcı ve sınıfsal bir perspektifle inşa edilmek zorundadır. Dijital alanların yeniden düzenlenmesi, güvencesiz genç işçi kuşağının örgütlenmesi, kampüslerin ve kentlerin birer direniş mekânına çevrilmesi gibi stratejik başlıklarda politika üretmeyen hiçbir gençlik hareketi bugünün krizleri karşısında köklü bir alternatif oluşturamaz. Tarih gençliği hep dönüştürücü bir güç olarak sahneye çağırmıştır. Dolayısıyla bugün bu çağrı daha yüksek bir bilinçle ve örgütlü bir iradeyle yanıtlanmayı beklemektedir.
Bu nedenle şu temel tespitler devrimci gençlik mücadelesinin stratejik pusulası olmalı:
Gençlik Mücadelesi İşçi Sınıfının Kurtuluş Perspektifinden Bağımsız Ele Alınamaz
Gençlik mücadelesi sadece “genç olmaktan” kaynaklı sorunların (eğitimde baskılar, gelecek kaygısı, kimliksel talepler, anadilde eğitim sorunu, ırkçı dışlanmalar) ifadesi olarak değil sermayenin genç işgücü üzerindeki tahakkümüne karşı sınıfsal bir mücadele olarak ele alınmalı. Bu nedenle gençliğin kurtuluşu işçi sınıfının kurtuluş mücadelesiyle bütünleşmeden olanaklı değil. Gençlik politikleştiği ölçüde sınıfsallaşmalı, sınıfsallaştığı ölçüde politikleşmelidir. Bu hattı kurmadan gençliğin enerjisi düzen sınırları içinde soğurulur ve sistemin “sol alternatifi” gibi sunulan “liberal muhalefet”in aparatına dönüşür.
Üniversiteli öğrenci gençliğin gündemi barınma, yemekhane, harçlar, ana dilde eğitim, akademik özgürlükler gibi temel sorunlarla şekillense de bu gündemler salt “kampüs içi” mücadeleyle çözülemez. Zira üniversite artık sermaye ile bütünleşmiş bir kurumsal aygıttır. Şirketlerle işbirliği protokolleri imzalayan, AR-GE ve staj yoluyla öğrencileri doğrudan piyasaya entegre eden bir mekanizmadır. Bu bağlamda öğrenci gençlik, mücadele alanını kampüs dışına taşırmak mahallelerde, atölyelerde, fabrikalarda çalışan yaşıtlarıyla bağ kurmak ve işçi sınıfının gündemlerine ortak olmak zorundadır.
Bu, yalnızca dayanışma değil aynı zamanda politik bir birleşik mücadele hattıdır. Üniversitelerdeki işçi direnişlerine (güvenlik, temizlik, yemekhane işçileri), staj sömürüsüne karşı örgütlenmelere ve mezuniyet sonrası işsizliğe karşı birlikte durulmadıkça bu bağ kurulamaz.
Bugün metalden kargoya, inşaattan hizmet sektörüne kadar çok sayıda alanda genç işçiler çalışmakta hatta çoğu yerde işçi profilinin çoğunluğunu oluşturmaktalar. Ancak bu genç işçilerin önemli bir kısmı sendikasız, kuralsız, güvencesiz koşullarda çalışmakta hem ekonomik hem örgütsel olarak parçalı bırakılmaktadır.
Bu tabloyu değiştirmek için genç işçilerin sendikal mücadeleye katılımı özel olarak hedeflenmeli, gençliğe dönük örgütlenme araçları çeşitlendirilmeli ve işyerlerinde işçi komiteleriyle taban örgütlenmeleri inşa edilmelidir. Bu komiteler yalnızca ekonomik değil politik mücadele zeminine de açılmalı. Uzun çalışma saatlerinden cinsiyetçi işbölümüne, üretimdeki güvencesizlikle yaşam alanlarındaki rant politikalarına kadar çok yönlü bir mücadelenin taşıyıcısı olmalıdır.
Kolektif ve Yatay Örgütlenme: Meclisler, Komiteler, Forumlar
Gençliğin örgütlenme ihtiyacı yalnızca neye karşı mücadele ettiğimizle değil nasıl mücadele ettiğimizle de doğrudan ilgilidir. Bugün gençlik kapitalizmin gündelik yaşamı atomize eden, bireyselliği kutsayan ve aidiyet duygusunu yok eden ideolojik saldırısı altında şekillenmektedir. Bu nedenle örgütlenme modelleri sadece içerik olarak değil biçim olarak da bu ideolojik kuşatmayı kırmak zorundadır. Yukarıdan aşağıya kurulan geleneksel hiyerarşik ve merkeziyetçi örgütlenme biçimleri gençliğin yaratıcılığını, dinamizmini ve kolektif inisiyatif alma potansiyelini bastırmakta, genç bireyi edilgen bir “üye” ya da “taraftar” konumuna sıkıştırmaktadır.
Kolektif ve yatay örgütlenme modelleri bu koşullarda yalnızca bir tercih değil zorunluluk haline gelmiştir. Bu modeller doğrudan demokrasiye dayalı, eşit söz hakkı ve karar alma süreçlerini merkeze alan bir politik kültürün inşasını hedeflemelidir. Çünkü gençliğin yeniden politik bir özne haline gelmesinin yolu örgütlenme süreçlerine bizzat doğrudan katılımından ve bu süreci birlikte kurmasından geçmektedir. Bu perspektifle:
Mahalle, Okul ve İşyeri Temelli Özerk Meclisler Kurulmalıdır
Gençlik mücadelesi tek yanlı bir şekilde merkezden yönlendirilen değil tabandan inşa edilen bir karakter kazanmalı. Bu nedenle özellikle son yıllarda üniversitelerde deneyimlenen meclis tipi örgütlenmeler her mahallede, okulda, atölyede, çağrı merkezinde ya da kuryelik yapılan her istasyonda gençlerin kendi gündemlerini tartışıp karar alabilecekleri özerk meclisler biçiminde kurulup işletilmeli. Bu meclisler salt tartışma zemini değil aynı zamanda dayanışma, eylem ve anti-kapitalist kültür üretimi için canlı birer örgütlenme alanı olmalıdır.
Örneğin mahalle meclisleri barınma sorunundan uyuşturucu çetelerine, polis baskısından kültürel yoksunluğa kadar somut sorunlara karşı kolektif çözümler üretmeli.
Okul meclisleri MESEM gibi uygulamalara karşı mücadele, yemekhane ve ulaşım hakkı gibi konular etrafında örgütlenmeli.
İşyeri meclisleri ve komiteleri genç işçilerin söz ve karar hakkını kazanacağı, sendikaların da tabanla ilişkisini yeniden kuracağı araçlar olmalı.
Bu yapılar yalnızca eylem anlarında değil gündelik yaşamın her alanında süreklilik kazanmalıdır.
Karar Alma Süreçlerinde Gençlerin Doğrudan İnisiyatifi Teşvik Edilmeli
Meclis ve komite tipi örgütlenmelerin en temel özelliği karar alma süreçlerinin çoğulcu, yatay ve doğrudan katılıma açık olmasıdır. Bu modelde gençliğin herhangi bir “liderlik” yapısına tabi olmadan söz alabilmesi, tartışmalara katılabilmesi ve karar süreçlerini etkileyebilmesi esastır.
Bu durum aynı zamanda politikleşme sürecini de hızlandırır.
Genç bir işçi forumda söz aldıkça sadece bir sorun anlatıcısı değil bir çözüm üreticisi ve örgütleyicisi haline gelir. Bu aynı zamanda düzene karşı alternatif bir kolektif iradenin inşası anlamına gelir. Meclisler yalnızca eylem kararları değil aynı zamanda kültürel etkinlikler, dayanışma ağı örülmesi ve eğitim programları gibi çok yönlü politikaların üretildiği alanlar olarak da kurgulanmalıdır.
Dijital Forumlar ve Yerel Toplantılar
Bugünün gençliği dijital dünyanın içinde doğmuş bir kuşaktır. Hem uluslararası alanda hem de ülkemizde gençlik örgütlenmelerinde de dijital araçlar yaygın biçimlerde kullanılır hale gelmiş durumdadır. Bu durum, örgütlenme açısından hem bir fırsat hem de bir tuzak özelliği taşır. Dijital alanlar hızlı haberleşme, yaygın bilgilendirme ve koordinasyon için güçlü araçlardır. Ancak aynı zamanda mücadeleyi ‘online aktivizm‘ sınırlarına hapseden, fiziksel buluşmaları ikame etmeye çalışan bir tembelliğe de yol açar. Bu yüzden dijital forumlar yüz yüze yapılan meclis, forum ve toplantıların tamamlayıcısı olarak örgütlenmelidir.
Sosyal medya grupları, forum siteleri, Discord sunucuları veya açık dijital bültenler örgütlülüğü derinleştirecek, yaygınlaştıracak ama asla onun yerine geçmeyecek şekilde kurgulanmalıdır. Yerel toplantılarla dijital araçlar arasında kurulan bu denge hem mekansal hem zamansal süreklilik sağlayacak bir politik kültürün mayasını oluşturur.
Sözün özü kolektif ve yatay örgütlenme modeli sadece biçimsel bir tercih değil neoliberal bireyciliğin ve despotizmin panzehridir. Gençliğin kurtuluşu ancak kendi kaderi üzerinde doğrudan söz sahibi olduğu örgütlenmelerle mümkün olur. Bu meclisler bugünün gençliğini yalnızlıktan çıkarıp ortak bir söz, eylem ve gelecek inşasına yöneltecek etkili araçlar olacaktır. Bugün her okulda, her mahallede, her atölyede “Kendi Meclisini Kur!” çağrısı gençliğin politik yeniden doğuşunun başlangıç sloganı olarak düşünülmelidir.
Faşizme, Gericiliğe, Irkçılığa, Cinsiyetçiliğe Karşı Mücadele
Faşist rejim gençliği yalnızca baskı aygıtlarıyla değil eğitimden barınmaya, kültürden medyaya dek uzanan geniş bir kuşatma altında yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Tarikat yurtları, MESEM gibi projeler ve din temelli müfredat bu kuşatmanın taşıyıcılarıdır. Amaç, yoksul gençliği ideolojik bağımlılığa ve ucuz emek sömürüsüne mahkûm etmektir. Bu ablukada genç kadınlar, LGBTİ+’lar, Alevi, Kürt ve göçmen gençliği en kırılgan ve hedef haline getirilmiş kesimleri oluşturur.
Gerici-faşist kuşatma milliyetçilik, mezhepçilik ve heteropatriyarka üzerinden gençliğin bölünmesini hedefliyor. Kürt gençliğine yönelik sistematik baskılar, kültürel yasaklar ve anadilde eğitimin yokluğu yalnızca kimlik inkârı değil aynı zamanda sınıfsal dışlanmanın bir biçimidir. Alevi gençliği ise zorunlu din dersleri ve asimilasyoncu eğitim politikalarıyla kuşatılmıştır.
Bu nedenle gençliğin mücadelesi sadece sekülerlik ya da kimlik savunusuna sıkışmamalı; faşizmin, gericiliğin, ırkçılığın ve cinsiyetçiliğin sermaye düzeniyle bağlarını hedef alan sınıfsal bir hat kurmalıdır.
– Tarikat yurtları teşhir edilmeli parasız barınma hakkı için kampanyalar örülmelidir.
– MESEM gibi projelerle dinsel gericilik ve emek sömürüsüne karşı öğrenci-veli-öğretmen işbirliği kurulmalıdır.
– Üniversitelerde gerici ve ırkçı yapılarla işbirliği yapan kulüpler ifşa edilmelidir.
– Kürt gençliğiyle anadilde eğitim talebi sadece kültürel değil sınıfsal bir özgürlük mücadelesi olarak sahiplenilmelidir.
Her türlü ırkçı dışlama, genç kadınlar ve LGBTİ+’lara yönelik nefret politikaları karşısında özsavunma ve dayanışma ağları oluşturulmalı üniversite ve liselerde cinsiyet eşitliği gündemleştirilmelidir. Aynı şekilde göçmen gençliği hedef alan şovenist söylemlere karşı ortak sınıf zemini üzerinden enternasyonalist ve anti-ırkçı birliktelikler inşa edilmelidir.
Unutulmamalıdır ki ırkçılık, mezhepçilik, cinsiyetçilik ve homofobi yalnızca zor aygıtı iktidarın değil sermayenin ideolojik bölme araçlarıdır. Gençliğin bu böl-yönet politikalarına karşı yürüteceği mücadele sadece bir karşı koyuş olarak değil eşit, özgür, laik, anadilde ve özgür bir toplumu bugünden inşa etme iradesini geliştirip güçlendirme yönelimi olarak ele alınmalıdır.
Mücadelenin Araçları ve Yöntemleri
Gençlik mücadelesi yalnızca taleplerle değil bu taleplerin nasıl örgütlendiği, hangi araçlarla ifade edildiği ve hangi politik yönelimle toplumsallaştırıldığı üzerinden anlam kazanır. Bugünün gençliği hem dijital dünyada hem fiziksel olarak sokakta, hem kültürel alanda hem işyerinde çok boyutlu bir varoluş içindedir. Dolayısıyla mücadele de çok katmanlı olmalı, araçlarıyla hedeflerini, biçimleriyle ideolojik yönünü uyumlu kılmalıdır.
Gençliğin büyük bir kısmı dijital mecralarda sosyalleşiyor, habere ulaşıyor ve eylem çağrılarını bu kanallardan takip ediyor. Ancak bu alan başta Meta, Google, X (Twitter) gibi tekeller olmak üzere kapitalist gözetim mekanizmalarının kontrolü altındadır. Algoritmalar devrimci içeriği bastırmakta, muhalif hesaplar sistematik biçimde sansürlenmekte hatta dijital eylemler kriminalize edilerek fiziksel baskılarla tamamlanmaktadır.
Bu koşullarda dijital örgütlenme hem teknik hem de politik olarak güvenli ve stratejik biçimde yürütülmelidir. Şifreli ve merkeziyetsiz platformların gündelik örgütlenmenin ve ani eylem çağrılarının temel mecrası haline getirilmesine yönelmek önemlidir. Açık ve kapalı gruplar, hücre tipi iletişim modelleriyle güvenli çalışma ağları kurulmalıdır.
Alternatif medya kanalları gençliğin kendi sözünü kurabildiği alanlar olarak yaygınlaştırılmalı. Podcast dizileri, çevrim içi gençlik gazeteleri, YouTube kanalları ve çeşitli sosyal medya kampanyaları hem eleştirel bilincin yaygınlaştırılmasında hem de gündem kurma gücünün geliştirilmesinde daha etkin kullanılmalıdır.
Hashtag kampanyaları, dijital grevler, eş zamanlı paylaşım zincirleri sistem içi medyanın tekeline karşı toplumsal karşılık yaratma kapasitesine sahiptir. Bu nedenle dijital eylemler salt sembolik değil örgütlü ve eşgüdümlü olarak planlanmalıdır.
Dijital alanda yürütülen her faaliyet bir ‘bilişsel sınıf mücadelesi‘ biçimi olarak görülmeli, algoritmalarla değil sınıf çıkarlarıyla şekillenen bir propaganda anlayışı inşa edilmelidir.
Kapitalist kültür endüstrisi gençliği pasifleştirmek, bireycileştirmek ve tüketime yönlendirmek için popüler kültürü bir uyuşturma aracı olarak seferber ediyor.
Dijital platformlar, influencer düzeni, reality show’lar ve müzik endüstrisi sisteme karşı olabilecek enerjiyi soğurarak içeriği boşaltıyor. Bu hegemonik kuşatma karşısında kültür yeniden devrimci bir üretim ve direniş alanına dönüştürülmelidir.
Bu amaçla sokak tiyatrosu, bağımsız sahnelemeler, şiir performansları, sokak müzik grupları ve grafiti gibi araçlar alternatif bir direniş estetiği yaratmak için kullanılmalıdır. Kültürel pratik politik bilinçle birleşmeli, eğlenceyle devrimci mesaj aynı anda verilmelidir.
Alternatif gençlik festivalleri, devletin ve şirketlerin sponsorlu kültür etkinliklerine karşı bağımsız bir alan yaratmalıdır. Bu festivaller sadece müzik değil atölyeler, forumlar, film gösterimleri ve doğrudan eylem planlamalarıyla politik bir şenlik olarak örgütlenmelidir.
Direnişin estetiği gençliğin diline uygun, ironik, yaratıcı ve etkileyici biçimde yeniden üretilmelidir. Mizahın, kolajların, memlerin ve kısa videoların ciddi meseleleri alaycı ama vurucu biçimde sunma gücüne sahip olduğu unutulmamalıdır.
Gençlik, kültürel üretimi sadece bir sanat faaliyeti değil bir örgütlenme biçimi olarak görmeli; kendi sözünü, kendi ritmini, kendi görselliğini inşa etmelidir. Bu, devrimci politikanın hem estetikleşmesi hem de yaygınlaşması için önemlidir.
Sistemin baskı aygıtlarına karşı pasif ve icazetçi yaklaşımlar gençliğin ruhuna uygun değildir. Gençliğin öfkesi, enerjisi ve cesareti sokakta ete kemiğe bürünmeli, doğrudan eylem pratikleriyle devrimci bir kuvvet haline gelmelidir. Ancak bu sadece tepkisel bir patlama değil stratejik biçimde örülmüş bir mücadele hattı olarak düşünülmelidir.
Bu bağlamda kısa vadeli talepler üzerinden kampanyalar örülmelidir. Barınma krizi için yurt işgalleri, ulaşım zamlarına karşı boykotlar, müfredat karşıtı sınıf terkleri gibi eylemler gençliği örgütleme zemini yaratır. Bu pratikler aynı zamanda yerel meclislerin kurulmasını ve politik eğitim süreçlerini tetikler.
İşgal, forum ve açık okul pratiği yalnızca protesto değil aynı zamanda alternatif yaşam alanlarının yaratılmasıdır. Bu eylemler, “nasıl bir toplum istiyoruz?” sorusunun yanıtını bugünden inşa etme iddiası olarak ele alınmalıdır.
Polis şiddetine karşı özsavunma eğitimleri, gençliğin yalnız bırakılmadığı, kriminalize edilmediği bir kolektif güvenlik anlayışını kurmalıdır. Aynı zamanda tutuklamalara, soruşturmalara ve okuldan uzaklaştırmalara karşı hukuki dayanışma ağları örülmelidir.
Sokak gençliğin tarihsel olarak en güçlü olduğu alandır. Ancak bu alan sadece fiziksel bir mekân değil ideolojik mücadele sahasıdır. Doğrudan eylem meşruluğun kaynağı haline getirildiğinde gençlik sadece karşı çıkmaz kurucu bir özneye dönüşür.
Dijitalden sokağa, kültürden hukuk direnişine kadar her alan gençlik mücadelesinin bir cephesidir. Bu cepheleri birleştiren ise devrimci örgütlenme bilincidir. Hiçbir araç nötr değildir; her araç politik bir amaca ve sınıf karakterine bağlandığında anlam kazanır. Gençlik, mücadele araçlarını yalnızca çeşitlendirmekle kalmamalı aynı zamanda onları ideolojik olarak sınıf ekseninde birleştirmelidir.
Geleceği Kurmak: Sosyalizm ve Gençliğin Devrimci Perspektifi
Kapitalizm gençliğe artık ne bir yaşam vaadi sunabiliyor ne de bir umut. Barınamayan, güvencesiz çalışan, diplomalı işsiz kalan ve sürekli borçlandırılan gençliğin önüne “geleceksizlik” dışında bir şey konmuyor. Birikmiş sınıfsal toplumsal çelişkilerin merkezinde yer alan gençlik aynı zamanda tarihsel dönüşümlerin en dinamik öznesi olmaya adaydır. Bu nedenle gençlik hareketi günü kurtarmakla yetinemez, geleceği kurma iddiasını taşımalıdır. O gelecek de ancak sosyalizmle mümkündür.
Sosyalizm gençlik için yalnızca bir ekonomik sistem alternatifi değil yaşamanın, üretmenin, öğrenmenin, ilişkilenmenin ve örgütlenmenin insanileştiği bir toplumsal varoluş biçimidir. Bugünün görevi, bu geleceği bugünden örgütlemeye başlamaktır.
Gençlik yalnızca öfkesini değil bilinçli bir tarihsel yönelimi de büyütmelidir. Bu da ancak devrimci teoriyle donanmış bir nesil ile mümkündür.
Bir gençlik örgütü, işçi sınıfının siyasi öncülerine organik bağlarla yaklaşmalı ancak özerk dinamizmini ve yaratıcı eylem gücünü korumalıdır. Gençliğin farklılaşan gündemi, mücadele biçimleri ve temposu onun ayrı örgütlenmesini gerekli kılar fakat bu ayrılık bir kopuş değil birleşik mücadelenin özgün cephesidir.
Gençlik örgütü yalnızca kampüs ve lise alanlarıyla sınırlı kalmamalı, işyerleri, sanayi bölgeleri, taşeronluk sistemleri, staj ve çıraklık alanları gibi geniş emekçi gençlik kesimlerine de uzanmalıdır.
Örgütlenme yalnızca biçimsel değil devrimci bir kültürün yaratılması olarak görülmelidir. Yoldaşlık, dayanışma, kolektif emek ve politik sadakat gibi değerler kapitalizmin bireyci ve rekabetçi saldırısına karşı bir siper hattı kurar.
Filistinli gençlerin siyonizme karşı taşla, molotofla, kalemle verdiği direniş, Latin Amerika’daki öğrenci ayaklanmaları, ABD ve Avrupa kentlerinden İran sokaklarına dek gençliğin isyanı tekil değil birleşik bir tarihsel momenttir.
Türkiye ve Kürdistan gençliği bu zincirin bir halkası olmalıdır. Enternasyonalist bir bilinç geliştirilmeden gerçek bir devrimci gençlik hareketi kurulamaz.
Gençlik, emperyalizmin savaşlarına, kapitalist krizlerin göç ettirdiği kardeşlerine karşı uyguladığı ayrımcılığa ve ırkçılığa karşı ortak bir dünya gençliği mücadelesini büyütmelidir.
Dünyayı İstiyoruz, Kırıntı Değil!
Bu dünya bize hayatta kalmak için yalvarmayı, iş bulmak için susmayı, barınmak için borçlanmayı, yaşamak için çalışmayı dayatıyor. Ama biz sadece hayatta kalmak değil insanca, onurlu, özgürce yaşamak istiyoruz. Ve bunun yolu kapitalizmin karşısına sosyalizmi, düzenin karşısına devrimi, geleceksizliğin karşısına örgütlü gençliği koymaktan geçiyor.
Gençlik tarihin militan sıçrama noktalarında belirleyici bir kuvvet olmuştur. Bugün o kuvvetin örgütlü bir devrimci iradeye dönüşmesi zamanı. Korkunun, yalnızlığın ve güvencesizliğin dayatıldığı bu dönemde gençliğin yanıtı örgütlenmek, isyan etmek, devrim ve sosyalizm mücadelesini büyütmek olmalıdır.
DPG manifestosunda da altı çizildiği gibi “Gençlik susarsa tarih durur, isyan ederse tarih hızlanır!”
Yaşasın Devrimci Proleter Gençlik!


