
Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de çok yönlü bir kriz içinde debelenen iflas etmiş bir kapitalist sistem gerçekliği var karşımızda. Burjuvazi ve uşakları, bu varoluş krizinin çöküşe dönüşmesini ötelemek için insanlığı ve doğayı giderilmesi çok daha zor, yer yer imkânsız yeni yıkım ve tehlikelerle karşı karşıya bırakacak arayışlar içinde.
Kendi bencil çıkarları dışında hiçbir değer, ilke ve kural tanımayan yeni bir siyaset ve hegemonya anlayışı oluşturuyor onların bu arayışlarının özünü. Faşizme özgü ölçü-kural tanımaz zorbalığa dayalı yeni bir rejim biçimi, işine yaradığı sürece onur kırıcı koşullarda gücünün son kırıntısına kadar sömürdüğü emeği tükettiği noktada “çöp” olarak gören yeni bir emek rejimi, gücü olanın aklına eseni yaptığı pervasız bir uluslararası düzen, dünyanın eko sistemini alt üst ettiği yetmezmiş gibi şimdi de uzayı sömürgeleştirmenin peşinde koşan doymak bilmez bir yağma ve talan düzeni kurulmak isteniyor.
Bunun karşısında ise bu çürüme ve geleceksizliğe isyan ederek onurlu ve özgür bir yaşam arzusu ve arayışı içinde olan emekçi kitleler ve halklar var. Bu öfke ve arayış dünyanın dört bir yanında neredeyse her 3-5 yılda bir yeni isyan dalgaları doğuruyor. Ancak bunlardan bazıları işbaşındaki çürümüş zorba diktatörleri ve hükümetleri devirmeyi başarsa bile arkası gelmiyor. Hatta bu dalganın üstüne binerek gelenlerden bazıları gidenleri de aratıyor. Çünkü bu öfke ve arayışlara emeğin ve insanlığın nihai kurtuluşu doğrultusunda yol gösterecek tutarlı devrimci bir öncülük ve program eksikliği yaşanıyor bütün dünyada.
Öznel plandaki bu boşluk Türkiye’de de büyük ve yakıcı. İşçi sınıfı ve emekçi yığınların çıkış arayışlarına öncülük etmek için canını dişine takan devrimci sosyalist güçler ve örgütler var elbette. Fakat yapabildiklerimiz ve etkimiz toplam olarak da sınırlı. Her birimizin birbirimize kıyasla gelişkin yönleri, güç ve olanakları var. Fakat hiçbirimiz diğerlerini, daha da önemlisi arayış içindeki emekçi yığınlara güven vererek geniş kitleleri peşinden sürükleyebilecek bir güç ve konumda değiliz. En gelişkin olanlarımızın etkisinin sınırları bile belirli an ve alanlarda görece biraz daha öne çıkıp görünür olmanın ötesine geçemiyor.
Bu tespitten hareketle Alınteri olarak yıllardır devrimci siyasal ve sendikal bir odak inşa etmenin çabası içindeyiz. Aramızda bazı ciddi görüş farklılıkları olsa dahi en azından emeğin acil talep ve beklentilerine yanıt oluşturacak dönemsel bir program temelinde güç birliği yapabileceğimizi düşündüğümüz devrimcilikte ısrarlı hemen her kapıyı çaldık. Geride kalan yıllar içinde umut verici kimi adımlar da atıldı bu doğrultuda. Birleşik Mücadele Güçleri (BMG) örneği bunlardan biriydi. Fakat kendisinden beklenen misyonu yerine getiremedi maalesef. Sendikal alanda varlığını hâlâ sürdüren bazıları ise anlamlı ortak pratikler sergilemekle birlikte belli bir eşiği aşamıyor. Yine sendikal alanda aynı sektörde rekabet yerine sınıfın çıkarlarını esas almak temelinde anlamlı bir yoldaşlaşma örneği söz konusu.
Bu arayış ve çabalara şimdi yeni bir halka eklendi: Komünist sınıfsız toplumu hedefleyen komünistler olarak Köz’le devrimci bir güç birliği yönelimine girdik. Marksist-Leninist temelde teori-siyaset-örgütlenme-pratik bütünlüğünü gözeterek bu birlikteliği işçi sınıfı ve emekçi yığınların geniş kesimlerinin görüş alanına sokacak devrimci pratiği esas alma noktasında hemfikir olduk. Bu yürüyüşün ilk adımda Ne asgari ücret Ne asgari yaşam! Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni sloganıyla bir kampanya faaliyetine giriştik. İstanbul, Ankara ve İzmir’in sanayi bölgeleri ve emekçi semtlerinde afişleme, bildiri dağıtımı, duvar yazılamaları, pullama ve pankart asma yöntemlerini kullanarak işçileri ve emekçileri birlikte mücadeleye çağırdık.
Omuz omuza yürüteceğimiz benzer pratikler sırasında bir taraftan aramızdaki görüş farklılıklarını yoldaşça tartışarak birbirimizden öğrenip birbirimizi tamamlayacağımız ortak sonuçlara ulaşmaya çalışacağız. Öte yandan aramızdaki farklılıkları aşılmaz engeller olarak görmediğimiz başka devrimci sosyalist güç ve çevrelerin de bu yürüyüşe katılmaları, onu büyütüp güçlendirmeleri için birlikte çaba harcamayı sürdüreceğiz.
Çürümüş bir sistemin cenderesinde boğulan, her geçen gün biraz daha derinleşen yoksulluğa, yoksunluğa ve geleceksizliğe mahkûm edilmiş kadın-erkek işçilerin, emekçilerin, gençlerin öfke ve isyanına yön kazandıracak güven veren devrimci militan bir odağın yaratılması fazlasıyla geç kalınmış yakıcı bir ihtiyaçtır.
Tarih hepimizi bu sorumluluğu bir an önce yerine getirmeye çağırıyor!..

