21. Yüzyılda bizim safta olmak

158

Yazar: Poyraz Soysal

Sıyrılan derinin ilginç bir acısı vardır. Küçük bir sıyrık kendine has hissettirir acısını. Keskin bir acı, sızı ve değişik bir yanma hissi. Çünkü et kendinden bir parçayı yitirmiştir. Ona ait olan kopup gitmiştir ve hissizleşmiştir. O da zamanla hissizleşecektir bu acıya ama onurlu bir isyanı vardır kendinden bir şeyin kopmasına.

Ya bilinçten kopup giden? Bizi sınıfımıza, doğamıza ve sonunda kendimize yabancılaştıran dönüşüm? Bilincin zihne yabancılaşması. Bu korkunç yabancılaşmadan hiçbirimiz azade değiliz.

Fakat komünistlerin böylesi bir geri kopuşa direnci hayran olunasıdır. Umudun en sıcak parçasını da o oluşturur zaten. Sarsılmaz bilincin, tarihsel meşruiyetin; çocuk saflığına benzer bir hassasiyetle inatla savunulması. Düzenin o korkunç yabancılaşma saldırısına inat, bir emekçinin ayağına batan çivinin yangınını hissetmek yürekte.

Çocuktum. Eve dönüşün zahmetli ve uzun olduğu bir minibüs yolculuğunda, tam inerken çocuk aklımla yerde duran bir poşete hafif bir tekme atmıştım. Poşetin sahibi emekçi, yolda gerçekleşmiş bir kazaya baktığı için onu görmemişti. İndiğimde annemden esaslı bir fırça yemiştim. “Adamın dişinden tırnağından arttırıp aldığı domateslere ne hakla vurursun?” demişti. Bir hafta boyunca yaptığımın utancını, deri soyulmasına benzer bir sızıyla taşımıştım içimde. Çünkü hiç hak etmemiş birisine ya da bir şeye zarar vermek fıtratımda yoktu moda deyimle.

O günden sonra, minibüsten mahalleye giden yürüme yolunda herkesin poşetine yardımcı olmayı teklif etmek alışkanlığa dönüşmüştü bende. Bu vicdan, çevremde olup biteni araştırma merakıyla birleşip zamanla bilimsel sosyalist bir karakter kazanınca rotamı devrime çevirmeye çalışmanın nesnel koşulları oluşmuş oldu.

Sistemin ideolojik aygıtları maalesef bizimkilerden daha çok etki yarattığı, insanlara sürekli bencilliğin, diğer ezilenlere düşmanlığın öğretildiği, gemisini kurtaran kaptan telkinleriyle insanların bireyselleşerek bunalım denizinin dibine sürüklendiği bir dönemde; o sıyrılan derimizin sızısını yüreğimizde hissetmek insan kalabilmemizin koşuludur.

İş cinayetinde katledilen sınıf kardeşimizin acısı, kendi evinde kurşunlanan kadının yaşadığı şiddet, dolmuşta yumruklanan göçmen aileye sallanan yumruk, doğanın bağrına sokulan hançer… hepsi bizim etimizden bıçakla yüzülen bir parça. Biz o parçanın bütünüyüz çünkü. Var güçleriyle, bunun tersi olduğunu dayatıyorlar ama hayır. Bugün neredeyse bir asra yaklaşmış 6-7 Eylül pogromunun acısını hissediyorsak,

Akbelen’den Cudi’ye her ağacın ahını duyuyorsak ve göçmen aileye atılan yumruğu kendi yüzümüzde hissediyorsak bizde iş var demektir. Her günü ve her yeri 6-7 Eylül’e çevirmeye çalışan alçaklık azımsanmayacak bir güce sahip bugün. Her katliamın yıldönümünde alçaklıklarına devam ediyor ama şimdilik. İnsanlar kendilerine dayatılan onursuzluğa ne kadar tahammül eder ki?!.

6-7 Eylül’de Rum ve Ermeni komşularını ölümü göze alarak savunanlar vardı. Hiç de az değildi sayıları. Bugün de tüm ırkçı hezeyana rağmen tüm halkları kardeş bilenler yok mu? Olmaz olur mu? Sermayenin çıkarlarına zeval gelmesin diye hedef şaşırtan, çökmeyi meslek haline getiren, halkları birbirine düşüren alçaklardan çok daha fazla. Sadece dağınık.

Bir spor karşılaşmasında bile doğru bir rota çizemeyip gericiliğin karşısında ulusalcılığa yedeklenme zafiyeti gösteren bir takım solu görünce kendilerini yalnız hissetmeleri kısmen haklı olsa bile er geç anlayacaklar yalnız olmadıklarını.

Şimdilik burada ve dünyada uzaktan ve yakından çakalların sesi duyuluyor olsa da, er geç emekçilerin kardeşlik şarkıları o sesleri bastıracaktır. Ne demişti İhsani “Faşizm 15-16 Haziranı olan bir ülkede fazla yaşamaz” Nazım’dan da esinlenerek tekrarlayalım: “Asrım sefil asrım yüz kızartıcı…” Yine bu yüzyılda da bizim tarafta olmak, geçen yüzyılın en barbar sürüsünü dize getirenlerin yolunda yürümeye devam ederek; soyulan derilerimizin acısı yerine ellerimizin sıcaklığını hissettiğimiz bir dünyayı yaratabiliriz. Bilincimiz, yumruğumuz ve o yüreğimizdeki asil sızıyla; tek imtiyazlı sınıfın çocuklar olacağı güzel dünyayı kurabiliriz. İşte dünyayı değiştirecek sınıf grev grev, direniş direniş gösteriyor yolu.