1 Varmış 0 Yokmuş

D. Emrah Zıraman
1- Bir robot, bir insana zarar veremez ya da zarar görmesine seyirci kalamaz.
2- Bir robot, birinci kuralla çelişmediği sürece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.
3- Bir robot, birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece kendi varlığını korumak zorundadır.
0- Bir işletmeci robot, işletmenin insanlığa zarar vermesine neden olamaz ya da insanlığın zarar görmesine seyirci kalamaz.
Bilimkurgu yazarı Isaac Asimov’un “Üç Robot Yasası”2, 1942 yılında ortaya çıktığından beri insan-robot ilişkilerinde temel alınan ve etik açıdan tartışılan kuralları içerir. Yasal bir bağlayıcılığı olmamasına rağmen bilim insanları uzun yıllar boyunca bu yasaları dikkate alarak çalışmalar yürüttü.
Ancak 6 Şubat 2025’te Google, kamuya açık politikalarını değiştirerek yapay zekânın “silahlar için kullanılmama” ilkesinden vazgeçti. Bu durum aslında çok şaşırtıcı değildi. Çünkü Asimov, sınıfsal bilincine bağlı olarak, “-1. yasa”yı yazmayı unutmuş: “Bir robot, insanlık, toplum ve doğa yararı dışında kullanılamaz, çalıştırılamaz.”
Bilgisayar teknolojilerinde sermaye ilişkisi
Bilgisayar üretiminin merkezinde devletin ihtiyaç ve yönlendirmeleri olsa da sermayenin belirleyici gücü her zaman hissedildi. Dünyanın ilk büyük teknoloji şirketi olan IBM kablodan elektronik devrelere kadar birçok altyapı bileşeninin üreticisi oldu. Bununla da yetinmeyerek elektronik ve bilgisayar alanındaki entelektüel sermayeye el attı, çip teknolojisi başta olmak üzere bilgisayara dair birçok yeniliğin yaratıcısı ve geliştiricisi oldu.
1980’lerde bilgisayar-sermaye ilişkisini derinden etkileyen iki büyük gelişme yaşandı: Kişisel bilgisayar (PC) ve internet. Bu dönemde Commodore, Atari ve Apple tarafından üretilen bilgisayarlar sadece sermayenin üretim aracı olmaktan çıkıp ev kullanımına da girmeye başladı. Ancak o yıllarda PC kullanıcılarının belirli bir düzeyde kodlama ve programlama bilgisine sahip olması gerekiyordu. 1985 yılında Microsoft Windows işletim sistemini piyasaya sürerek bu engeli kaldırdı ve herkesin kod bilgisine ihtiyaç duymadan PC kullanabilmesini sağladı.
1989’da Tim Berners-Lee, yazı, ses ve görüntüyü bir arada işleyebilen HTML kodlama sistemini geliştirdi. O zamana kadar internet ABD ve Avrupa’da yalnızca üniversiteler ve devlet kurumlarında kullanılan ve ciddi bir kodlama bilgisi gerektiren bir teknolojiydi. Ancak bugünkü WWW (World Wide Web) sayesinde internet 3-4 yaşındaki bir çocuğun bile tablette video izleyip oyun oynayabildiği noktaya ulaştı.
Bilgisayar ve internet teknolojilerindeki bu sıçramalar sonucunda bilişim altyapısı dünya çapında muazzam bir büyüklüğe erişti. Fiber optik piyasasının 19 milyar dolara ulaşması bekleniyor; yarı iletken endüstrisi 2023’te bir önceki yıla göre 40 milyar dolarlık bir düşüş yaşasa da 146 milyar dolarlık bir piyasa değeriyle varlığını sürdürüyor.
Elon Musk’ın 2020’de bilgisayar üretiminde kullanılan lityum madenlerinin bulunduğu Bolivya’daki darbeyi desteklemesi bilgisayar teknolojilerindeki sermaye hegemonyasının boyutunu gözler önüne seriyor. Bilgisayar sermayesi sömürü çarklarını her yerde sonuna kadar işletiyor. Örneğin dünya platin ihtiyacının yüzde 80’ini karşılayan Afrika, yeraltı kaynaklarıyla birlikte işgücü açısından da sömürülüyor. Benzer şekilde Apple’ın en büyük üreticisi olan Tayvanlı Foxconn Technology Group, Çin’deki Shenzhen teknoloji kampüsünde işçilerin saatlik ücretlerini düşürerek sermayenin acımasızlığını bir kez daha ortaya koyuyor.
Sermayenin bilgisayar teknolojileriyle ilişkisi yalnızca donanım altyapısıyla sınırlı değil. Yazılım sektörü de sermayenin iştahını kabartan ve her türlü manipülasyona açık bir alan. Örneğin Microsoft’un CEO’su Steve Ballmer, açık kaynak kodlu işletim sistemi olan Linux’un pazardaki yalnızca yüzde 1’lik payını bile 2001 yılında “kanserli hücre” olarak tanımlamıştı.Bugün ise yapay zeka pazarı 2023 itibarıyla 1,81 trilyon dolara ulaşmış durumda. Ücretli bir model olan ChatGPT’ye karşılık birçok işlevi ücretsiz olan Çin menşeli DeepSeek hakkında ABD ve AB emperyalistlerinin yasaklama girişimlerinin temelinde de yine sermaye savaşları yatıyor.
Sermayenin asıl hedefi: Veri
Bilgisayar-sermaye ilişkisi yalnızca donanım ve yazılımdan ibaret değil. Asıl büyük kazanç insanlığın bilgisayarlar aracılığıyla ürettiği ve internet üzerinden paylaştığı devasa veri havuzunda yatıyor. Örneğin Google’da akademik bir araştırma yapmanız ya da cep telefonunda bir arkadaşınızla annenize kazak alma planınızı konuşmanız anında bir reklam malzemesine dönüşüyor.
İnsanlığın şu an günde yaklaşık 2,5 kentilyon bayt (10¹⁸ bayt) veri ürettiği tahmin ediliyor. Standard & Poor’s 500 (S&P 500) endeksinde yer alan Apple, Alphabet (Google), Microsoft, Amazon ve Facebook gibi teknoloji devleri aynı zamanda dünyanın en büyük veri sahipleri.
Ticari açıdan daha somut bir örnek vermek gerekirse Microsoft, 2016 yılında iş bulma platformu olan LinkedIn’i satın aldı. Microsoft, her bir kullanıcı için 61 dolar, düzenli giriş yapan kullanıcılar için ise 247 dolar ödeyerek 433 milyon kullanıcıya sahip platformu toplamda 26,2 milyar dolara satın aldı. Sadece 4 yıl içinde LinkedIn’in değeri 2020’de 43 milyar dolara yükseldi.
Sermaye ve altyapı krizleri
Veri miktarının hızla artması, bunların işlenmesi ve saklanması ihtiyacı altyapı konusunda sermayeyi yeni arayışlara yöneltti. 2020’de yaşanan ve aşırı üretim talebinden kaynaklanan çip krizi son dönemin en büyük altyapı krizlerinden biri oldu. Bu tür krizlere karşı sermaye şimdiden önlemler almaya çalışıyor ve bu önlemler listesinin başında enerji bulunuyor.
Bugün yapay zeka sadece birkaç dakika içinde bir görüntü üretmek için ortalama bir cep telefonunu tam şarj edecek kadar enerji tüketiyor. Google, Amazon gibi şirketler önümüzdeki yıllarda kendi küçük nükleer santrallerini kurmayı planlıyor. Çünkü sermaye için denklem çok basit: Enerji yoksa bilgisayar da yok!
Algoritma ve Sermaye İlişkisi
Algoritma, belirli bir problemi çözmek ya da bir amaca ulaşmak için çözüm yolunun adım adım tasarlanmasıdır. Aslında bir bardak su içmenin tüm adımları (vücudun suya olan ihtiyacından suyu doğru açıyla ağza getirip boğulmadan yutmaya kadar) bir algoritmadır. Fark, doğal olan hareketin makineler tarafından yapılmasıdır. Örneğin bir araba motorunun çalışması da bir algoritmadır. Teknolojik olarak algoritma bilgisayarların olmazsa olmazıdır. Algoritma yoksa ya da hatalıysa bir bilgisayar ya hiç çalışmaz ya da eksik çalışır.
Algoritmanın gelişmiş programlama hali ise yazılım olarak adlandırılır. Algoritma ve sermaye ilişkisi söz konusu olduğunda öncelikli alan yazılımdır. 2022 yılında yazılım pazarının 583 milyar dolar, 2024 yılında ise 652 milyar dolar olması bekleniyordu. Yazılım sadece kişisel bilgisayarlar veya cep telefonlarındaki programlarla sınırlı değildir. Bugün kapitalist sanayinin bilgisayar destekli her üretim parçası (robotların otomobillere kaynak yapmasından CNC tornalarına, otel ve uçak rezervasyon programlarından hesaplar arası para transferine kadar) yazılım pazarının bir parçasıdır.
PC pazarında işletim sisteminin yüzde 73’ünü elinde bulunduran Microsoft, 2024 yılında 245 milyar dolarlık satış yaparken internet tarayıcı pazarının yüzde 61’ini Google Chrome elinde tutuyor. Yazılım emperyalistlerinden biri olan aynı Google yalnızca 2024 yılının son çeyreğinde 96,47 milyar dolar gelir elde etti.
Ancak algoritma ve sermaye ilişkisi son yıllarda özellikle internet alanındaki yazılım tekelleri tarafından yeniden şekillenmeye başladı. Bu şekillenmenin başında reklamlar yer alıyor. E-ticaretten internet fenomenlerinin “açıklamalar kısmına link bırakması” gibi dijital reklam pazarının 2024’te 488,4 milyar dolara ulaşması bekleniyordu ve 2030’da bu pazarın yüzde 15 daha artacağı tahmin ediliyor. Reklam pazarı o kadar büyüktür ki, sermaye için bu alan neredeyse sınırsız bir kazanç potansiyeline sahiptir.
Ancak algoritmadaki en büyük sıçrama yapay zeka ile kendini gösterdi. En basit tanımıyla yapay zeka, elde ettiği verilere bağlı olarak -ve bu verilere dayanarak- kendi kendine öğrenen ve işleyen bir algoritmadır. Günümüzün en popüler yapay zeka uygulamaları olan ChatGPT, DeepSeek gibi sohbet botları, yapay zeka resim-video üreticileri, insanlığın internette ürettiği verileri kullanarak kendi kendilerine yeni veriler üretiyor. 2025 yılında internette alışveriş yapanların yüzde 85’inin yapay zeka sohbet botlarını kullanacağı tahmin ediliyor.
İdeolojik Aygıttan Savaş Aparatına Kadar Algoritmalar
Yapay zekanın gündelik hayatı etkileyecek düzeyde ciddi bir sıçrama yapmasıyla sermayenin, insanoğlunun ürettiği, kendi zihnine en yakın bu yüksek teknolojiyi kapitalizmin varlığını sürdürmek için kullanmayacağını düşünmek büyük bir saflık olur. Birkaç alana göz atmak bile sermayenin algoritmalar aracılığıyla insanlığı nasıl bir yıkıma doğru sürüklediğini gösterir.
İnternetin “ücretsiz olduğu” büyük bir yalandır. Görünüşte hepimiz sadece internete girmemizi sağlayan cep telefonlarımız, bilgisayarlar, modemler ve servis sağlayıcılara para veriyoruz. Bunun dışında internet kendini tamamen ücretsizmiş gibi gösteriyor. Ancak başta reklamlar olmak üzere internet üzerinden alışveriş ciddi bir sömürü alanıdır. Reklamların üretilmesinden pazarlanmasına kadar kapitalist üretim baskısı kendini gösterir.
İşe yarar en ufak bir uygulamanın tam versiyonu için görünürde ufak ama toplamda büyük miktarlar ödenir. Cep telefonlarındaki oyun pazarının değeri -sadece 2024 yılı için-100,5 milyar dolar olarak tahmin edilmekteydi. Oyun, internet ve kumar bağımlılığı gibi olumsuz sonuçlar da korkunç boyutlardadır. Dünya çapında 60 milyon oyun bağımlısının olduğu tahmin edilirken bu bağımlıların yüzde 14’ünün sadece araba yarışı oyunu olan Rocket League’e bağımlı olduğu ortaya çıkmıştır.
İnsanlığın internet ortamına girdiği herbir verinin sermaye için anlamı o kadar büyüktür ki, bırakalım Google’a arama yapmak için girdiğimiz birkaç kelimeyi devletin koruması gereken kişisel verilerin çalınıp satılması, dünyadaki kirli ilişkiler pazarının önemli bir alanı haline gelmiştir. Free Web Turkey, 2024 yılında Türkiye’de 108 milyon kişinin verilerinin çalındığını duyurdu; devlet her zamanki refleksiyle bu durumu önce yalanladı, sonra dolambaçlı biçimlerde itiraf etmek zorunda kaldı. Sadece Türkiye’de değil dünyada da kişisel veriler, sağlık bilgilerinden cep telefonlarına kadar çalınıp adeta sudan ucuza satılmaktadır.
1949 yılında yayınlanan George Orwell’in “1984” kitabı, tüm toplumun kameralarla izlendiği distopik bir dünyayı anlatır. Özünde anti-komünist bir propaganda olarak yazılmış olan Orwell’in 1984 kitabında yer alan “Büyük Abi sizi izliyor” (“Big Brother is watching you”) fikri, günümüz emperyalist kapitalist dünyasında algoritmalar aracılığıyla gerçekleşmiş durumda.
2018’de Trump’ın seçilmesini sağlamak için 50 milyon kişinin verilerini kullandığı ortaya çıkınca Facebook’un sahibi Mark Zuckerberg’in başı epey ağrımıştı. Ancak 2022’de Twitter’ı satın alan neo-Nazi Elon Musk’ın 2024 yılındaki ABD başkanlık seçimlerinde insanları manipüle etmediğini düşünmek saflık olur. Keza Elon Musk Trump yönetiminde görev alırken Zuckerberg ise Trump’ın yemin törenini ön sıradan izlemek için milyonlarca dolar bağışta bulunmuştu. Bu noktada Musk’ın Trump yönetiminde verimlilik başkanlığı görevini üstlenmekle milyonlarca insanın ABD Hazine Bakanlığı’nın elinde bulunan kişisel verilerine sınırsız erişim olanağını ele geçirdiği not edilmelidir. Neo faşist Elon Musk’ın Trump’ın seçilmesiyle elde ettiği sınırsız siyasal-teknolojik gücü Ukrayna savaşının seyrine müdahaleden Almanya ve İngiltere’deki faşist partilerin güçlenmesine kadar dünya çapında pervasızca kullandığı bilinmektedir.
Yapay zekanın gündelik hayata henüz bu kadar girmediği birkaç yıl öncesinde özellikle sosyal medyada troll hesapların gündemi nasıl belirlediğine hepimiz şahit olduk. İnternet kullanıcılarını siyaseten manipüle etmenin önemi o kadar büyüktür ki, AKP’ye bağlı Osmanlı Ocakları Başkanı 2021 yılında (doğru ya da yanlış) “200 bin kişilik sosyal medya ordusuna sahip olduklarını” açıklarken havuz medyası 2023 yılında CHP’nin 40 bin troll hesabı olduğunu duyuruyordu. Her iki tarafta olduğu iddia edilen sosyal medya hesaplarının çoğunun bot (sahte) hesap olma olasılığının yüksekliği meselenin teknolojik boyutunu ve yapılan işin cüretini gözler önüne seriyor.
Google’ın yapay zekanın silah olarak kullanımından vazgeçmesi ile bilim kurgu filmlerini andırır yapay zeka destekli silahların üretiminde bir patlama yaşanacağı kesin. Belirgin biçimde yaklaşan yeni bir dünya savaşı için ağzı sulanan emperyalist silah tekelleri için de yeni bir dönem başlayacak demektir.
Yapay zekanın gelişmesiyle birlikte internet aracılığıyla emperyalist kapitalizm lehine manipülasyonun yeni bir aşamaya geçeceği söylenebilir. Tabii ki bu manipülasyon yalnızca ekonomiyle sınırlı kalmayıp siyaset başta olmak üzere ideolojik-kültürel alanda da kendisini gösterecektir.
Bu kritik eşikte bir ayağımız kesinlikle tweet atmayı aşmak zorunda olan teknolojik devrimci müdahaleleri ve karşı çıkışları yaratma alanında olmalıdır. Diğer bir ayağımız ise mevcut durumu sorgulayan, sermayenin algoritmalar aracılığıyla sunduğu sahte vaatlere karşı uyanık olmalıdır.


