Kadın örgütlenmesinin uğrakları

116

Oya Açan

“Özneleşmek için yapmadığımız her şeyde nesneleşiyor, nesne olmaktan çıkmak için yapmadığımız her şeyde insanlığımızdan bir şeyler yitiriyoruz!”

Asırlardır ezilip köleleştirilmenin alâsını yaşayan insanlığın kadın yarısı her türlü eşitsizliğe, tarihsel-toplumsal kazanımlarına dönük saldırılara karşı erkek egemenliğinin barikatlarını yıllardır dövüyor.

Cins olarak ezilmesinin yanı sıra üretimin dünya ölçeğinde toplumsallaşmasıyla kadının konumunun daha belirgin bir sınıfsal içerik kazanması, mücadele hattını daha net çizgilerle ortaya koyuyor.

Burjuvazinin gericilik ve liberal feminizm vasıtasıyla “incelikli” bir biçimde yoğunlaştırdığı siyasi-pratik saldırganlık politik bir kavrayış, yetkin bir donanım ve ısrarlı bir yönelim gerektiriyor. Çünkü devrimci safların postmodern kültür ve anlayışla sürekli olarak iğdiş edilmesinin önüne geçmenin panzehirlerinden biri de bu.

Kadın hareketinin örgütlenmesi sadece kadınların örgütlenmesi değildir. Bu, kendi içinde daha gelişkin bir ağ yaratarak toplumun bütün ezilen ve ötekileştirilenleriyle yeni ve kolay kolay parçalanamayacak bağlar oluşturmak anlamına gelir. Dolayısıyla, 

sadece kadın olmaktan kaynaklanan yoksunluklar üzerinden değil başta evde ve işyerinde olmak üzere hayatın her anında kadınların cebelleştiği sorunlar (daha iyi ücret ve çalışma koşulları, barınma hakkı, sağlık hizmeti ve eğitim olanaklarına dair) konusundaki çözüm önerileriyle gündelik yaşamda onlara dokunan politikalar üretmek şarttır. Emek sermaye çelişkisinin hayatını nasıl cehenneme çevirdiğini, görünmeyen ev içi emeğin patronlara işçilerin ücretlerini (maliyetini) ucuza getirme olanağını nasıl sağladığını, ezilenlerin ezileni kadının ucuz emeği sayesinde işçi ücretlerinin nasıl bastırıldıkça bastırıldığını, geniş toplumsal kesimlerin işsizlik kırbacı altında inlemelerinin onun ücretsiz emeğiyle nasıl bağlantılı olduğunu anlatabilmeliyiz.

***

Sık sık kesintiye uğradığı, çoğu durumda sonuca götürülmediği için derin boşluklar taşıyan kadın çalışmamız yıllar içinde “ilk vazgeçilen” alan çalışmalarından biriydi, sürekliliği sağlanamadığı için de haliyle cılız kaldı. Bugün daha da genişlemiş çok sayıda katman ve kesimden, farklı örgütlenme biçimlerinin zenginliğiyle beslenme ihtiyacından söz ediyoruz. O halde, bugüne kadar biriktirdiklerimizin üzerine yenilerini ekleyerek yeni bir enerjiyle yola koyuluyoruz.

Kadın örgütlenmesi bahsinde belki de söylenmemiş pek bir şey yok. Fakat belli nirengi noktaları var ki, onlar olmadan iddiasına uygun bir kadın çalışması yürütüldüğünden söz edemeyiz; ne doğru dürüst yol alabiliriz bu konuda ne de ürünlerini devşirebiliriz.

1- a) Kadın sorununun kapsamı ve tarihsel derinliği her şeyden önce bizim kafamızda net olmalıdır; bunun için de gelişim sürecini, deneyimlerini, kazanımlarını, zorlanma noktalarını bilmek ve bunlara uygun yöntem geliştirmek tayin edicidir.

b) Kapitalizmin erkek egemen sistemi ve onun topluma yaydığı alışkanlıklar, uzun yıllar boyunca “barış içinde” yaşadığımız toplumsal cinsiyet rolleri, kadınlarda da belli deformasyonlar yaratır. Bunlara karşı uyanık olmak, aralıksız bir savaş yürütmek gerekiyor. Bunların başında duygusal meseleler -iki arada bir derede-, yerli yerine oturtulamayan tutumlar gelir. Zayıflıklardır bunlar ve bizi güçten düşürür.

c) Çalışmanın oturması konusundaki acelecilik, hemen sonuca gitme arzusu, bir şeylerde geç kalmışlık duygusu bütün akışı bozar. Tersten ise en küçük bir aksilik ya da çakışmama durumunda hemen bordadan ilk atılacak bir çalışma olarak algılanması, algılanmasa bile bunun böyle seyretmesi o zamana kadarki adımları hükümsüz kıldığı gibi moral bozucudur da… Biz sımsıkı sarılmazsak başka kimse bu çalışmayı bizim için yürütmez.

2- Alanda çalışma yürüten kadrolar dokuya ve kitle özelliklerine hakim olmalı, feminizmin de duyarlı olduğu konularda kaba slogancılığa düşmeden sindirilmiş bir Marksist-Leninist sınıf perspektifini kendilerine rehber almalı. Kuşkusuz bu, sadece tarihte iz bırakmış kadın devrimcilerden ve onların tarihsel deneyimlerinden aktarmalar yaparak olmaz. Bu, alana ilişkin politikalar ve yöntem geliştirebilmek için kendimizi sürekli bir biçimde hem ülke ve dünya gündemine hem hedef kitlemizin ihtiyaçlarına hem de hedeflerimize dair eğitip araştırarak olur. Yaptığımız her işe proleter sosyalist bakış açısının ışığını düşürmenin yol ve yöntemlerini bulup hayata geçirerek olur.

3- İlişkide olduğumuz kadınların sorunlarının çözümünde iyi bir dert ortağı olmakla kalmayıp elbirliğiyle çözüm imkanlarını yaratacak dayanışma biçimleri geliştirmeliyiz. Hayat pahalılığının ve yoksulluğun özellikle kadınların boğazına bastığı bu kesitte, işçi sendikalarının grev ve dayanışma sandıklarına benzer şekilde biz de kendi aramızda böyle bir mekanizma oluşturabiliriz. Hemen bir mekân ya da toplanma merkezi oluşturamasak bile bu tür bir araç bizi sınıf kardeşlerimizle sık sık bir araya getirir, yeni ilişkilere taşır.

4- Kadın çalışması yürütenler açısından başta gelen ölçütlerden biri de arkadaşlaşmak, dost olmak, onların güvenlerini kazanmak, kolektif çalışmanın tadına varmalarını sağlamaktır. Kadınlar kendilerini sürekli kısıtlayıp kontrollü hareket etme baskılanması yaşadıkları için rahat ve özgürce ifade edebilecekleri ortamların açlığını yaşarlar. Topluluk önünde sergiledikleri inisiyatifsizlik ve tutukluk hali hepimizin malûmu. Dolaysıyla bu, kendilerini ortaya koyup özgüven kazanacakları, özgüvenlerini tazeleyip geliştirecekleri, özneleşe(bile)cekleri bir zemin yaratmak anlamına gelecektir. 

Kilit kavram “özneleşmek”tir. Kendileriyle ilgili olarak hep başkalarının karar verdiği düzeneği ters yüz etmek -edebilmeleri için cesaretlendirip uygun iklimi yaratmaya çalışmak-, hayatı ve geleceğiyle ilgili kararları alacak özgüvenli bireylerden oluşan bir hareket yaratmaktır. Özneleştirmek, devrimcileştirmek/bizleştirmek değildir; hareketin, faaliyetin, alanın öznesi haline getirme çabasıdır. Adına layık bir örgütlenme çalışması yürütürsek diğerleri “yan ürün” olarak avuçlarımıza konar. Özneleşenin öncüleşmesi, kendi alanında inisiyatif sahibi olması kaçınılmazdır.

5- Kadın örgütlenmesinde hayatın türlü halleri karşılar bizi. Ne yapacağını bilen kafası açık çekirdek güç, ağları mümkün olduğunca geniş atarsa işyerinde, okulda ve mahallede daha çok kadınla temasa geçilmiş olur. Hep vurgulandığı gibi, kadın çalışması yürütmek gerçekten zorlu bir iştir. Sıkıştırıldıkları özgüvensizlik derindir, bir çırpıda giderilmez, o yüzden hemen “sonuca gitme” tarzındaki acelecilikten sakınmalıyız. Aksi ise çalışmanın bir süre sonra rehabilitasyona, kadınların yaşadıklarını anlatmalarıyla sınırlı bir içeriğe dönüşmesine yol açar. Bu, çalışmanın asli hedeflerimizi unutturacak kadar daralması, özellikle onların sınıfsal ve diğer toplumsal sorunlarla ilişkilenmelerinde bir arpa boyu yol katedilmemesi demektir.

Emekçi semtlerinde kadın çalışması, fabrika ya da işyerlerinde yürütülen çalışmalardan hem içerik hem de yöntem olarak farklı olmak zorundadır. Zira bu alan politik çalışma yürüteni “içine alıp” kendine benzetmeye müsait bir alandır. Politik konuların merkeze oturtulmadığı kadın çalışması da kek, börek, çörek eşliğinde boşa yelken açmaktır. Sınıf mücadelesine çıkmayan bir çalışmanın içinde olmaktansa hiç olmamak daha yeğdir.

6- Öte yandan, pratiğimiz ayırdedici ve militan olmalıdır. Sadece basın açıklamaları ve sembolik protestolarla yetinen çevrelerden farklı olarak özellikle de kadınların çoğunlukta olduğu sektörlerdeki grev ve direnişlerde -ya da spesifik durumlarda- kadın işçilerle ortak iş yapmayı ve dayanışmayı temel reflekslerimizden biri haline getirmeliyiz. İşçi olsun olmasın, ilişkilendiğimiz bütün kadınların bu tutumu kısa bir süre içinde bilinçli bir refleks olarak özümsemeleri temel hedeflerimizden biri olmalı. 

Bir biçimde bilgi sahibi olduğumuz kadına karşı şiddet ve taciz örneklerinde şiddet uygulayan tacizci erkeği etkili bir tarzda teşhir edip cezalandırmayı ilke edinmeliyiz. Bunu yapan erkekleri insan içine çıkamaz hale getirmek için evinin ya da işyerinin etrafına teşhir edici afişler asıp yazılama yapmaktan, sokağa çıktığı zaman peşine takılıp gittiği her yerde onu çevreye rezil edecek -dövmek dahil- protesto biçimlerine kadar her yolu kullanmalıyız.

7- Kadınlar yaşadıklarına isyan edip eyleme geçtiklerinde -aileleri ve mahalle baskısını saymazsak- karşılarına ilk dikilen polis, sonra sırasıyla karakol ve yargı oluyor. Haklarını bilmek onları bu anlarda daha güçlü ve özgüvenli kılacaktır. Dolayısıyla “eğitim şart” diyebiliriz. Kadın çalışmasında bir önemli konu da özsavunmadır. Bu da hem teorik hem de pratik çalışma ile kazanılabilir. 

8- Kadın kitlelerin “eğitilme”leriyle meşgulken “eğiticilerin eğitilmeleri”* de şarttır. Burada püf noktası eğitimden ne anlaşıldığıdır, eylemin eğiticiliğini başa yazıyoruz. Fakat bunu özümlememizi, daha ileri hamleler için öne atılmamızı sağlayan altyapımızın ve donanımımızın güçlendirilmesidir.

Bununla bağlantılı olarak, kimi zaman görüşlerimiz ya da eylemlerimizin “feminizme savrulma korkusu”ndan muzdarip olduğu bir vakıdır ve bu özünde devrimci bir kaygıdır. Zira ortalık feminizm kırması görüş ve yaklaşımlardan geçilmiyor.

Türkiye’de feminist hareketin kadınlara, ezilen bir cins olmanın sonuçlarına işaret edip kendi kimliklerinin bilincine varmaları yönünde azımsanmayacak bir katkısı oldu. Feminizm de kendi içinde hatırı sayılır bir evrim geçirdi. Kendisini “4. dalga” olarak adlandıran ve liberal feminizmle sınırları kalınlaştırma çabasıyla karakterize olan yeni yönelim, feminizme yeni bir ideolojik dayanak yaratma arayışındadır. Kadın mücadelesinde güç ve eylem birliği arayışları sırasında feminist çevreler de görüş alanımızdadır. Fakat hem feminizme yönelik eleştirel kayıtlarımız hem de zaten feminist hareketin kendisinin homojen, yekpare bir blok olmayışı nedeniyle bu çevrelerle ilişkilerimizde dogmatik bir sekterlikten olduğu kadar onların güç ve avantajlarının etkisinde kalarak eleştiriyi bir yana bırakan bir sürüklenme halinden de uzak durmak zorundayız. Feminist çevrelere yaklaşırken içlerinde kendilerini sosyalist feminist olarak tanımlayan kanatlarla sistem karşıtı militan yön ve potansiyelleri görece daha güçlü olanlarla ilişkilenmeyi ön planda tutarız. Diğerleriyle ilişkilerimiz ise eleştirel bir uyanıklık temelinde daha çok eylem bazlı geçici eylem ortaklıkları sınırları içinde kalır.

9- Güven, kitle çalışmasının tümünü kesen bir çıkarsamadır ve bu da ancak kazanılırsa zaman içinde gelir! Kadın kitlelerine güven vermek, ezilen cins sorununun yüzü sınıfsız-sömürüsüz bir topluma dönük bir sosyalizmle çözülebileceğini anlatmak kuru vaazlara dönüşmüş sloganların genel tekrarıyla olabilecek bir şey değildir. Bu güven onların sorunlarını, özlemlerini, taleplerini gördüğümüzü, bunlar için birlikte dövüşmek gerektiğini ancak pratikte göstererek sağlanabilir. Bu da kadınlara akıl vermekle yetinen değil takıldıkları, tökezledikleri noktalarda çözüm yolları konusunda perspektifler sunarak eylemin dönüştürücü gücünü onlarla pratiğin içinde eyleyerek olur.

İhtiyacı duyulan eğitim ile ihtiyaç olduğu düşünülen eğitim harmanlanarak yerinde uygulanmalıdır. Hitap ettiğimiz kitlenin durumu/düzeyi, eğiticilerin bunun bilgisine tümüyle sahip olması ve propagandanın/eğitimin bu gözönünde bulundurularak verilmesi isabetli olur. Boşa düşmememiz, söylemek istediklerimizin yerini bulması için bu unsur çok önemlidir. Faaliyetleri kalıptan, takvime bağlı seyreden ve yerine getirildiğinde huzur hissi yaşadığımız bir etkinlikten azat etmeliyiz. Sözgelimi, 8 Mart Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü’nde yapılan ve 1,5 saat süren bir etkinlikte konuşmacı neyi nasıl söylediyse, ‘neler konuştunuz’ şeklinde bir soruya kadınlardan biri “Kocalarınızdan boşanın dedi” diye yanıt verebiliyor. Bu örnekten de eğitimin yapıldığını fakat amacın hasıl olmadığını tam tersine farklı algılandığını anlayabiliyoruz.

10- İlişkide olduğumuz kadınlara yeteneklerini açığa çıkaracak alanlar ve imkanlar sunabilecek bir perspektife sahip olmalıyız. Bastırılmış, köreltilmiş dahası farkına dahi varılmamış potansiyel yetenekler bu sayede hem kendilerini ifade edecek bir olanak bulmuş olacak hem de soluk alacaktır. Potansiyellerinin farkına varmanın kimlik inşasında en az hedef koymak kadar önemli bir işlevi vardır. Üstelik bulaşıcıdır, yeteneklerini bilince çıkaran, sonuçlarına tanık olan, becerilerini geliştiren kadınlar, herkese bu gözle bakmaya başlayacaktır.

***

Kadın hareketi, mücadele biçimlerinin zenginliği, ileri sürdüğü talepler ve bunlardaki ısrarıyla kapitalizmin erkek egemen burjuva devletlerin sinir sistemine dokunuyor. Gericilik rüzgarlarının dünya çapında daha acımasız esişiyle birlikte kadın mücadelesi dinmek şurada dursun daha da büyüyecektir. Buna hazırlanmalıyız!

(*) “Ortamın değiştirilmesine ve eğitime ilişkin materyalist öğreti, ortamın insanlar tarafından değiştirilmediğini ve eğiticinin kendisinin de eğitilmesi gerektiğini unutur. Bu yüzden de, toplumu, biri toplumdan üstün olan iki kısma ayırmak zorunda kalır.” (Karl Marx, Feurbach Üzerine Tezler)