Hangi Emperyalizm?

119

Poyraz Soysal

“Genel olarak devrimci proletarya hareketi, özel olarak da komünist hareket bütün dünyaya yayılan bu iki hareket Kautsky’ciliğin teorik hatalarını tahlil edip ortaya koymadan edemez. Hele hiçbir zaman Marksizmi önermeyen ama tıpkı Kautsky ve takımı gibi emperyalizmin çelişkilerindeki derinliği ve meydana gelmesine neden olduğu devrimci bunalımın kaçınılmaz niteliğini örtmeye çalışan pasifizm ve demokratizm akımlarının dünyanın yanında hâlâ çok yaygın olması bu durumu daha da geçerli kılmaktadır”

Yüz yılı aşkın bir zaman önce Lenin’in kaleminden dökülen bu çok haklı tahlili neden kullanma gereği duyduk? Yoksa bizde şablonculuk mu var? Belki de Marksist literatürü kullanma takıntımız vardır. Hayır hayır, bunların hiçbirisi değil. Bizim buradaki tek kusurumuz, çürümüş bir sistemin karşısında, yüz yıl önceki sapma ve yanlış yönelimlerin güç kazanmasına müdahale gücümüzün azalması. En azından şimdilik. TDH içerisindeki geri çekilme ve tasfiyecilik teorik donanım alanında da büyük bir erozyona neden oldu. Bu durum neoliberal çağın yarattığı genel entelektüel gerileme ile de birleşince korkunç bir enkaz çıktı ortaya. Tabii ki bu durum sadece bizimle ilgili değil. Dünyada da bu böyle. O nedenle kavramlar birbirine girdi. Çürüyen kapitalizmin çelişkileri keskinleştikçe çatırdayan kolonlarına yüklenmek yerine, demokrasi ve insan hakları vs gibi doğrudan sınıfı hedef almayan bir mücadeleyle yetiniliyor. Devrimci meşruiyetin yerini burjuva hümanizminden beslenen sivil toplumcu bir yönelim alıyor. Hatta emperyalist kapitalist barbarlığın kendi vahşetini maskelemek için oluşturduğu kuruluşlar bile bu tür söylemlerin bir tarafı oluyor. Sonuç ne? Fosfor bombaları ile parçalanan çocuklar, denizlerin bile toplama kampına çevrildiği bir dünya ve bir dilim ekmek için kolunu bacağını makinelere kaptıran yığınla insan. Böylesi bir vahşetin derin çelişkileri arasında şu yapılanların yangına bardakla su dökmekten bir farkı yok. O nedenle Lenin’in yukarıdaki tahlili yüz yıl sonra hâlâ geçerli.

Emperyalizm Nasıl Bir Kuş?

Burjuvazinin kavramların içini boşaltması sınıf karakterine uygun bir yönelim. Bu yönelimin en çok hışmına uğrayan kavramlardan birisi de emperyalizm. Emperyalizmi, kapitalizmden kopararak birkaç devletin mazlum ülkeleri sömürmesine indirgiyorlar. Hatta bunun yer yer sadece silahlı işgale indirgendiği de oluyor. Yani emperyalizm tekelci kapitalizmden, finans kapitalin ölçü-sınır tanımayan sömürü mekanizmalarından, üretimin dünya çapında toplumsallaşmış olmasına karşın üretim araçlarının mülkiyetinin yine dünya çapında yüzlerle sayılabilecek kadar sınırlı bir avuç kan emicinin elinde toplanmış olmasından falan bağımsız bir yayılma hareketi. O nedenle kullanım açısından kapitalizme ve faşizme göre daha “makbul” ve yaygın bir kavram ama artık kendisi değil. Başka bir şey o artık. Bu durumun bir karikatür ile anlatılmasını isteseydik, karikatüristin aklına zor gelecek trajik bir örneği 1 Mayıslardan birinde yaşandı. Sınıfın bağrına hançer gibi saplanmış faşist Türk Metal çetesi 1 Mayıs alanına geldi. Gelmesiyle birlikte işçiler tarafından yaka paça alan dışına sürülmeleri bir oldu. Alandan atılırken “Kahrolsun ABD Emperyalizmi” diye slogan atıyorlardı.  TM aracından, “Hepimiz emperyalizme karşıyız, yapmayın arkadaşlar” diye anons yapılıyordu onları alandan atan işçilere. Bundan daha mide bulandırıcı bir ironi olabilir mi?

Bu kafa karışıklığının yaygın biçimlerinden birisi de bugün ABD ile hegemonya rekabeti içinde olan Çin ve Rusya’nın emperyalist karakterlerini reddetmekle kalmayıp alabildiğine sığ ve nostaljik bir “anti ABD’cilik” adına onları ya da  milliyetçi fanatizm örneği Sırp rejimi, İran molla rejimi gibi gerici burjuva rejimleri destekleme yanılgısı. Yakın tarihlerde bu yanılgıların en hazin örneklerine tanık olmak zorunda kaldık. Emperyalist bloklar arasındaki paylaşım dalaşının bir parçası olarak Rusya, Ukrayna’yı vurmaya başladı. Oradaki Neonazi çetelere karşı bir savaş vermeyi değil Ukrayna’yı gelişi güzel bombalamayı ve masum insanları da katletmeyi seçti. Rusya’nın sosyalist olmamasına hatta Putin zorbasının Lenin’e saldırmasına rağmen yaşananın emperyalizme karşı sosyalist bir hamle olduğunu savunan sosyalist çevreler çıkabildi. Aynı kafa karışıklığını İran halkının Faşist Molla rejimine karşı yürüttüğü onur direnişine yönelik tutumlarda da gözlemledik. Sanki bir ülkede emekçilerin zulme, zorbalığa karşı ayaklanması imkansızmış gibi direnişin altında emperyalist parmaklar arayanlar oldu. 

Elbet böyle bir tehlike yadsınamaz ama her halk hareketini hemen  bununla damgalamak devrimcilik iddiasının da fiilen reddiyesi demek. Özgürlük hareketine yönelik benzer suçlamaları yazmaya sayfalarımız bile yetmez. Kürt’e yönelik her saldırıda ya da onun her yöneliminde emperyalist gölge aranması sosyal şovenizmin en temel özelliklerinden. Bu konuda 2. Enternasyonalcilere fark atarlar. Birbirinden farklı gibi görünen bu örnekler aslında aynı potada birleşiyor. “Neoliberalizm diye bir şey yok, onlar emperyalizmi maskelemek için ortaya atılıyor” gibi dahiyane tez ortaya atan bir siyasetin teorik yayın organı da dahil korkunç bir cehalet ve çarpıtmanın söz konusu olduğu bir kavram haline geldi emperyalizm. 

Halbuki onun karakteristik çizgi ve özellikleri kavranamayacak kadar karmaşık, görülemeyecek kadar silikleşmiş değil. Tabii ki Lenin’in onu çözümlediği dönemle tıpatıp aynı değil günümüzde emperyalizm olgusu. Her dinamik süreç ve olgu gibi o da kendi içinde -ama özünü koruyarak- bir değişim içinde. Fakat bu değişim bile Lenin’in emperyalizm tahlilini doğrulayan bir çizgide ilerliyor. Nasıl tanımlıyordu Lenin emperyalizmi: “Giderek daha fazla asalaklaşan ve çürüyen kapitalizm”. Kapitalizmin geldiği nokta, dünyanın bugünkü durumu tam da bu tanıma denk düşmüyor mu?.. Emperyalizm, kapitalizmin artık herhangi bir kârla yetin(e)meyip azami kâr peşinde koştuğu tekelci aşamasıydı. Azami kâr hırsı doğası gereği azami egemenlik ihtiyacı duyar. Tekelci burjuvazinin günümüzde de hem tek tek ülkeler ölçeğinde hem de dünya çapında böyle engelsiz ve dizginsiz bir egemenlik peşinde koşmadığı söylenebilir mi? Emperyalizm aşamasının ayırt edici özelliklerini tanımlarken Lenin, sermayenin girmediği hiçbir nokta kalmayan dünyanın paylaşımının tamamlandığına ve yeni bir paylaşımın ancak savaş yoluyla olacağına dikkat çekiyordu. Ortadoğu, Kafkasya, Afrika, Güney Çin denizi derken artık Avrupa’nın göbeğinde patlayan bomba ve kurşunlar yeni bir emperyalist savaşın gelişini haber veren tamtamlar değil mi? Emperyalizm meta ihracının yerini artık sermaye ihracının almasıydı. Emperyalizm tekelci kapitalizm demekti. Banka sermayesiyle sanayi sermayesinin iç içe geçip kaynaştığı finans kapital çağıydı. Onun karakteristik çizgilerini oluşturan bu olgu ve dinamiklerin hangisi zayıflayıp ortadan kalktı?..

Emperyalizm olgusunu çözümleyen biricik isim Lenin değildi. Avusturyalı sosyal demokrat Hilferding ondan önce fark edip eğilmişti konunun üstüne. Çözümlemesini yaparken Lenin en çok onun bulguları ve sergilediği verilerden yararlandı. O zamanlar Rus devrimci hareketinin “umut veren teorisyeni” olarak görülen Buharin’in yaptığı çözümlemenin önsözünü Lenin yazdı. Rosa Luxemburg sermaye birikimi yönünden Marx’ın bıraktığı boşlukları doldurduğu iddia edilecek yetkinlikte bir başka çözümlemenin sahibiydi. Özellikle bu üçü teorik derinlik bakımından yer yer Lenin’inkinden daha derin çözümlemelerdi. Tabii bir de Kautsky’nin çözümlemesi vardı. Ama içlerinde sadece ve sadece Lenin’in çözümlemesi canlılığını -ve tabii ki geçerliliğini- günümüze kadar korudu. Çünkü sadece Lenin’in çözümlemesi emperyalizm olgusunu bütün yönleri ve sonuçlarıyla ele almakla kalmayıp devrim odaklıydı.  O yüzden dünya proletaryası ve ezilen halkların elinde bir bayrak oldu, devrimci proletaryanın tekelci burjuvaziye karşı mücadelesine olduğu kadar sömürge ve yarı sömürge halkların emperyalizmin boyunduruğundan kurtuluş mücadelelerine de yol gösterdi.

 “Asalaklaşmış, çürüyen ve can çekişen kapitalizm” olarak kendisiyle birlikte insanlığı da çürütüp felakete sürükleyen emperyalizme karşı mücadelede Leninizmin  bayrağını yeniden yükseltmeye bugün her zamankinden daha fazla ihtiyaç var!